ZİKR

Ocak 27, 2007

KUR’AN’DA ZİKR KAVRAMININ GEÇTİĞİ AYETLER

ذَلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الآيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكِيمِ

3/58 BU BİLDİRDİKLERİMİZ  sana ilettiğimiz mesajlardan (zikr) ve hikmet yüklü haberlerdendir.

وَقَالُواْ يَا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ

15/6 (Hal böyleyken, hakkı inkar edenler, yine de): “Ey kendisine [sözde] uyarıcı/hatırlatıcı bir mesaj (zikr) indirilen kişi; sen düpedüz bir mecnunsun!” diyorlar,

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

15/9 Kimsenin kuşkusu olmasın ki, bu uyarıcı/hatırlatıcı mesajı (zikr), ayet ayet Biz indirdik: ve yine kimsenin kuşkusu olmasın ki, [bütün tahriflerden] onu yine Biz koruyacağız.

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ

16/43 [EY MUHAMMED,] Biz senden önceki çağlarda da, kendilerine vahyettiğimiz [ölümlü] adamlardan başka kimseyi [elçi olarak] göndermedik; bu konuda yeterli bilgiye sahip değilseniz, vahyedilmiş önceki kitaplara bağlı kimselere (zikr ehli) sorun,

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

16/44 [Onlar size, kendilerini] apaçık delillerle ve hikmet dolu ilahî kitaplarla [desteklediğimiz peygamberlerin ölümlü adamlardan başka kimseler olmadığını söyleyeceklerdir]. Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı (zikr) indirdik ki, insanlara, başından beri indirilegelen mesajın aslını olanca açıklığıyla ulaştırasın ve onlar da böylece belki düşünürler.

وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ

21/7 Biz senden önce de [ey Muhammed,] kendilerine vahiy indirilen [ölümlü] adamlardan başkasını [elçi olarak] göndermedik; bunun içindir ki, [o inkarcılara de ki:] “Eğer kendiniz bilmiyorsanız, önceki kitapları okuyup izleyen kimselere (zikr ehli) sorun”.

لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولًا

25/29 Gerçekte, bana uyarıcı, hatırlatıcı mesaj geldikten sonra, beni [Allah'ı] hatırlamaktan (zikr) o uzaklaştırdı!” Zaten, Şeytan [işte böyle] yalnız ve çaresiz bırakır insanı.

إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ

36/11 Sen ancak (ilahî) uyarıyı (zikr) can kulağıyla dinleyen ve insan kavrayışının ötesinde bulunmasına rağmen Rahmân’dan korkan kişiyi uyarabilirsin: işte böylelerine [Allah'ın] mağfiretini ve en güzel ödülü müjdele!

ص وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ

38/1 Sâd. DÜŞÜN öğüt ve uyarılarla dolu (zikr) olan bu Kur’an’ı!

وَانطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلَى آلِهَتِكُمْ إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ يُرَادُ مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي الْمِلَّةِ الْآخِرَةِ إِنْ هَذَا إِلَّا اخْتِلَاقٌ أَأُنزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِن بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِّن ذِكْرِي بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِ

38/6 Liderleri öne atılır: “Pes etmeyin ve ilahlarınıza sımsıkı sarılmaya devam edin: yapılacak tek şey budur!”

38/7 Biz, yeni itikatların hiç birinde böyle [bir iddia] duymadık! Bu, [fâni bir insanın] uydurmasından başka bir şey değildir!

38/8 Ne yani! [İlahî] uyarı (zikr), içimizden bir tek o’na mı indirildi?” Evet, onlar yalnız Benim uyarıma karşı şüphe içindeler. Evet, onlar henüz Benim azabımı tatmadılar.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَاءهُمْ وَإِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزِيزٌ

41/41 Gerçek şu ki, kendilerine gelen bu uyarıyı (zikr) inkar edenler [var ya, işte onlar hüsrana uğrayanlardır]; çünkü o yüce bir ilahî kelâmdır:

أَفَنَضْرِبُ عَنكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا أَن كُنتُمْ قَوْمًا مُّسْرِفِينَ

43/5 [SİZ EY hakikati inkar edenler!] Kendi kişiliğinizi harcayan insanlar olduğunuzu göre göre bu hatırlatma ve uyarıyı (zikr) sizden tamamen geri mi çekelim?

أَنَّى لَهُمُ الذِّكْرَى وَقَدْ جَاءهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ

44/13 [Ama] bu hatırlama (zikr) [Son Saat'te] onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü onlara daha önce hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti,

وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ

51/55 ama yine de [kulak veren herkese] hatırlatmaya (zikr) devam et: çünkü bu hatırlatmalar (zikr) müminlere fayda sağlar.

أَأُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِن بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ

54/25 Neden içimizden bir tek o’na [ilahî] öğüt ve uyarı (zikr) indirildi? Hayır, o küstah bir yalancıdan başka bir şey değil!”

وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ

68/51 Bu nedenle, hakikati inkara şartlanmış olanlar bu uyarı ve öğüdü (zikr) her duyduklarında gözleriyle seni öldürecek gibi olsalar ve “[Muhammed mi?] o kesinlikle bir delidir!” deseler bile, [sabırlı ol.]

Bir alıntı

Ocak 18, 2007

TEVHİD VE PANTEON

Tevhit, tüm varlık ve oluşta tek ve aynı kudretin egemen olmasıdır.
Realite tektir. Var eden, yapıp - eden, hükmeden kuvvet tektir. Atomdan
galaksilere kadar her birim ve boyutta ayni realite geçerlidir. İncirin çekirdeğinde
hangi gerçek ve kanunlar hükmediyorsa incirin ağacında da o gerçek ve kanunlar
hükmeder.

Kur’an’a göre, tevhidin omurga noktası ve en önemli belirişi, dinde
kurucu ve koyucunun yani söz sahibinin tekliğidir. Dinde kurucu ve koyucu yalnız
ve yalnız Allah’tır. Tek’in, Bir’in hüküm ve sözünü açıklayan, nakleden, taşıyan
kuvvetler birden fazla olabilir; ama hükmün sahibi ve kaynağı tektir. Sahip ve kaynağı
değil çoğaltmak, ikilemek bile tevhidi bozar.

Hüküm ve söz sahibini Tek ve Bir olmaktan çıkarmak şirk adını alıyor. Türkçe’deki şirketle
ayni kökten ve aynı anlamda bir kelime. Söz hakkını birden fazla kuvvetin, kişinin
kullanması demek. Dinde şirk veya şirket, hüküm ve buyruk hakkını kullanmada,
şu veya bu gerekçeyle Allah’ın yanına birini veya birilerini, bir şeyi veya bir
şeyleri ilave etmek anlamını taşıyor.

Şirk, Allah’ın yanına bir kişi veya bir şeyi koymak şeklinde adî bir ortaklık görünümünde olabileceği
gibi, onlarca hatta yüzlerce elemanın söz sahibi olduğu bir anonim ortaklık
görünümünde de olabilir. Hint şirkinde ilahların sayısı binlerle ifade
ediliyor. Şirk ve şirkette Allah’ın yanına ortak olarak konan kişi veya
kuvvetin seçkin, kutsal olması şirkin doğuşunu ne engeller ne de geciktirir.
Allah’ın olması gereken hükümden Allah dışında birine pay çıkarılmışsa kullanılan
ortağın Firavun olması ile Musa olması arasında fark yoktur. Kur’an’ın ısrarla altını
çizdiği tevhit sırlarından biri de budur.

Hüküm ve buyrukta ‘tek ve mutlak söz sahibi’ yerine ’söz sahipleri’nden bahsedildiği
anda tevhidin yerini panteon alır.

Panteon, Eski Yunanda ilahlar arenası veya parlamentosu anlamındaydı. Panteon, her biri
bir konuda söz sahibi olan ilahların, baş ilah Zeus liderliğinde
karar aldıkları bir platformdur. Bu platforma Eski Yunan paganizmi, zaman
içinde bazı ‘büyük ve seçkin kişilerin ruhları’nı da söz ve oy sahibi olarak katmıştır.
Panteon, giderek bir anonim şirkete dönüşmüştür.

İslam öncesi Arap Yarımadası’nda da tipik bir panteon vardır. Dini, tıpkı Eski
Yunandaki gibi, ilahlar panteonu kotarmaktaydı. Kurban’da; kaos, kahir zulüm kaynağı
olarak eleştirilen şirk, işte bu panteon tarafından yönetilen ‘ilahlar
dini’dir.

Şirk veya panteon bahsinde şu iki noktanın altını da çiziyor Kur’an: Şirk, bir
dinsizlik değildir, ateizm hiç değildir. Tam aksine, şirk, insanlık tarihinin
en yaman ve inatçı dinidir. Tevhitle tek farkı, şirkte söz ve hüküm sahibinin
birden çok olmasıdır.

Altı çizilen noktaların ikincisi şu ürpertici tespittir: Şirk dininde, panteonun basında
Allah vardır. Birçoğumuzun gözden kaçırdığı bu nokta, şirki tanıma ve tevhitle farkını
kavrama bakımından en hayatî noktadır. Yani Arap cahiliyle panteonunda, bazılarının
sandığı gibi, Allah’ın inkárı yoktur. Kur’an’ın açık ve tartışma üstü
ifadesiyle: ‘Eğer o şirke batmışlara, gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı
kim hükmüne boyun eğdirdi? diye sorsan, yemin olsun ki, Allah diyeceklerdir.’
(bk. Ankebût, 61; Lokman, 25)

Bir şeyi daha ekliyor Kur’an: Panteon mantığı, Allah’ın yanına ortaklar koyarken Allah’a
güçsüzlük, yetersizlik isnat etmez. İkincil, üçüncül… ilahlara yer vermesini
şu gerekçeyle açıklar: ‘Bizim bunlara ibadet ve kulluk etmemiz, bunlar bizi
Allah’a yaklaştırsınlar diyedir.’ (Zümer, 3)

Kısaca, panteon dininde iş ve oluşlar, özellikle sonsuz kurtuluş asla ve asla tek imza
ile olmamaktadır; panteonun diğer elemanlarından birinin veya birkaçının daha imzası
gerekir. Tevhit veya Kur’an dininde ise hüküm ve tasarrufların tümü, o arada
cennet belgesi, bir tek imza taşır. Bu, Allah’ın imzasıdır.

Allah’tan başka ‘yetkililerdin de imzasına ihtiyaç duyulan din, adi ve sloganları ne
olursa olsun, Kur’an’ın dini yani tevhit olamaz. Çünkü tevhit hiçbir alanda
ikilik kabul etmez.

Yaşar Nuri Öztürk

Quranic Girl

Ocak 18, 2007

Bir küçük Kuran hafızı İranlı Fatıma!…