TERTİL 6
Mayıs 29, 2007
Yazının başlangıcı için tıklayın!>
85/1) Burçları olan göğe andolsun,
85/2) O vadedilen güne,
85/3) Şahid olana (görene) ve şahit olunana (görülene) .
Ayetler… Görebilen göz, hissedebilen bir yürek için bir anlam ifade eder. Ve bu anlam ayetlerin var edene işaretini görmektir ayetlerde. Yeryüzü ve gökyüzünde var olan her şey var edene işaret eden ayetlerdir. Gören bilir var edenin vaadinin mutlak gerçekleşeceğini. Öyle iman eder, öyle tanıklık eder, tanıklığını ölümüne kadar sürdürür…
85/4) Kahrolsun Ashab-ı Uhdud
85/5) ‘Tutuşturucu-yakıt dolu o ateş,’
85/6) Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
85/7) Ve mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
85/12) Doğrusu, Rabbinin ‘zorlu yakalayışı’ şiddetlidir.
Görmeyen, göremeyen, görmek istemeyen, gözlerini kapatanlar… Yetmedi görenlere karşı duranlar, görmesinler diye gözlerini kapatmaya çalışanlar, engel olanlar, engelleyenler, vazgeçirmek için zor kullananlar, eziyet edenler, işkence edenler… Görmek istemeseler de yaptıkları görülür ve bir bir kayıt altına alınır. Ve son… Ve sonunda görmek istemedikleri Hak ile karşı karşıya kalırlar.
85/13) Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.
85/14) O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
85/15) Arşın sahibidir; Mecid (pek yüce) dir.
85/16) Her dilediğini yapıp-gerçekleştirendir.
Çünkü O’dur her şeyi ilkin var eden, sonunda da var edecek olan. Sonsuz rahmet sahibidir, bağışlayandır, affedendir. Yeter ki pişman olsun yanlış yapan, yeter ki dönsün… Yücedir, yücelerin en yücesidir. Yüceliğinde ortak tanımaz asla. Mutlak egemenlik O’nundur.
85/17) Orduların haberi sana geldi mi?
85/18) Firavun ve Semud (ordularının) ?
85/19) Hayır; inkâr edenler, (kesintisiz) bir yalanlama içindedirler.
85/20) Allah ise, onları arkalarından sarıp-kuşatmıştır.
Tarih boyunca karşı duran, gözlerini kapatan, engel olan niceleri gelip geçmiştir. Ve Baki olan Allah, hep varolan, karşı duranların bile yeniden var edilişi O’nun elinde, kudretinde olandır.
85/21) Hayır; o (Kitap) , ‘şerefli-üstün’ olan bir Kur’an’dır;
85/22) Levh-i Mahfuz’dadır.
Ayetleri görenler, görebilenler bilir, bu Kitab’ın şeref ve üstünlüğünü. Kıyamete kadar geçerliliğini koruyan, zaman ve mekan üstü olan Kuran’ın aydınlığında yol alanlardır onlar. Onlardır muttakiler, onlardır mü’minler…
Deneme Yazıları
Mayıs 2, 2007

İlahi Bilginin Farkı
Kendisi ve var olan her şeyin bir yaratıcı tarafından var edildiğine inanan
ve bu yaratıcının yapıp etmelerinden dolayı kendisini sorumlu tuttuğunu kabul eden,
sorumlu tutulduğu konularda hesabını vereceği bir öte dünya inancını da benimseyen kişinin,
öncelikle kendisini var eden varlık hakkında doğru bilgi edinebilmesi,
sorumlu tutulduğu konular hakkında ve yapıp etmelerinin kendisini sürükleyeceği sonun mahiyeti hakkında bilgi sahibi olabilmesi için
kendisini yaratan varlığın bilgilendirmesine ihtiyacı vardır.
Bu bilginin sadece kendisini değil sosyal bir varlık olması hasebiyle kendisi gibi diğer insanları da kapsayan yönü olması,
herkes için kabul edilebilir bir iç tutarlılığı içinde barındırması gerekir.
Bu bilginin aynı zamanda insanların ortak kabulünü gerçekleştirecek bir biçimde insan oğluna sunulması gerekir. İnsanın sorumlu tutulduğu alanda diğer canlılardan kendisi ayıran belirgin seçicilik özelliğini de göz önünde tutacak olursak, bu bilginin öncelikli olarak insanoğlunun ön kabul olarak başta da belirttiğimiz yaratan ve yön veren (başıboş bırakmayan) bir varlığa iman etmesiyle değer kazanması söz konusudur. Bu ön kabul aynı zamanda bir başkasının kendi hayatına yön vermesini reddetmeyi de gerekli kılar.Bu nedenle ön kabul olmadan, yön verici ve yönlendirici bilginin kişi için bir anlamı olmaz. Bütün düğüm bu ön kabul ile çözülür. Bu düğüm başta çözülmediği sürece yaratan tarafından gönderilen bilginin bir anlamı olmaz.
Yaratanın gönderdiği bilginin ön kabul ile birlikte değerlendirilmesi,
bu bilgi doğrultusunda yaratıcının daha iyi tanınmasını,
kendisinden nasıl bir hayat düzeni kurması istendiğini,
değerler dünyasının sil baştan bu bilgi ile yeniden inşa edilmesini mümkün kılar.
Peki insan, bu bilgiye ve bilgiyi getirdiğini iddia eden kişi ve kişilere hangi kriterlerle güven duyup, hayatını şekillendirecek. Gelen bilginin güvenilirliği -gökyüzüne bakıp bir çatlak arayan kişinin yorgun düşüp aradığını bulamaması gibi bir (67/3) -iç tutarlılığa sahip olması, böylesi mükemmel bir varlık alemi ortaya koymuş yaratıcının yine öylesi bir mükemmellikte, ortaya koyduğu diğer her şey gibi bir insicam içinde olmasını gerektirir. Gelen bilginin sıradan herkesin sunabileceği bir bilginin çok üstünde, sıradan hiçbir varlığın böylesi bir bilgiyi ne getirebileceği, ne ortaya koyabileceği türden bir bilgi olmaması gerekir. Ayrıca yine yukarıda belirttiğimiz gibi sosyal bir hayatı oluşturmak için gerekli olan bu bilginin özel ve herkes tarafından kabul edilebilir bir kişiye verilmesi, -bana ne ben bana gelene uyarım gibi- bireyselliği ortadan kaldıracak nitelikte olması gerekir.
Bu açıdan olayı Kur’an perspektifinden değerlendirme adına yukarıda ki sorulara yine Kur’an’dan cevap arayalım.
1. Yaratan Rabb’dir.
2/21 EY İNSANLAR! Sizi ve sizden önce yaşamış olanları yaratan Rabbinize kulluk edin ki O’na karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız.
96/1 OKU yaratan Rabbin adına,
2. İnsan yapıp etmelerinden sorumludur, ve bunun hesabını vereceği ahiret hayatı vardır.
6/130 Ey cinler ve insanlar topluluğu! İçinizden, size ayetlerimi anlatan ve şu gününüzle yüzyüze geleceğiniz hususunda sizi uyaran resuller gelmedi mi? “Kendi aleyhimize tanıklık ettik.” dediler.İğreti hayat onları aldattı da küfre saptıklarına ilişkin, öz benlikleri aleyhinde tanıklık ettiler.
2/85 Buna rağmen yine sizlersiniz birbirinizi katleden ve -kesinlikle yasaklanmış olduğu halde- kendi halkınızdan bir kısmını yurtlarından süren onlara karşı günahkarlık ve nefrette yarışıp yardımlaşan ve esir olarak elinize düştüklerinde onları ancak fidye alarak bırakan! Böyle yaparak ilahî kelâmın bir kısmına inanıyor diğer kısmını inkar mı ediyorsunuz? Öyleyse bilin ki içinizden böyle yapanların karşılığı bu dünya hayatında zilletten ve Kıyamet Günü en acıklı azaba uğratılmaktan başka bir şey olmayacaktır. Zira Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
2/110 Namazınızda dikkatli ve devamlı olun arındırıcı (malî) yükümlülüğünüzü yerine getirin çünkü kendiniz için önceden yaptığınız her iyiliği Allah katında mutlaka bulacaksınız: Unutmayın Allah bütün yaptıklarınızı görür.
102/8. Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.
3. Rabbi tanımak, sorumluluğumuzu yerine getirmekle doğru orantılıdır.
22/74 Bu [konuda hataya düşe]nler Allah’ın gücünü gereği gibi kavrayıp değerlendiremiyorlar; çünkü Allah, her şeyi hükmü altında tutan en yüce iktidar Sahibidir.
67 Onlar, [O'ndan başkasına kulluk edenler,] Allah hakkında doğru bir anlayışa sahip değiller; çünkü bütün yeryüzü, Kıyamet Günü O’nun için avuç içi kadar bir şey olacaktır, gökler de O’nun sağ elinde dürülmüş hale gelecek: O kudret ve egemenliğinde sınırsızdır, ve onların ortak koştukları her şeyin kat kat üstündedir!
19/30-33. Çocuk: “Ben şüphesiz Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun” dedi.
32/15 BİZİM mesajlarımıza [gerçekten] inananlar, ancak, kendilerine tebliğ edildiği zaman önünde derin bir hayranlık ve saygıyla eğilenlerdir; [onlar,] Rablerinin sınırsız ihtişamını hamd ile yüceltenler ve asla büyüklük taslamayanlardır;
4. Allah’tan gelende çelişki ve tutarsızlık olmaz.
2/2 İşte sana o Kitap! Kuşku,çelişme,tutarsızlık yok onda.Bir kılavuzdur o,korunup sakınanlar için.
4/82 Onlar bu Kur’an’ı hiç anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı onda mutlaka birçok (tutarsızlık ve) çelişkiler bulurlardı!
67/3 Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O, [ne yüce]dir: Rahmân’ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha [ona] çevir: Hiç kusur görüyor musun?
5. Allah insana sorumluluğunu içlerinden seçtiği elçiler aracılığıyla bildirir.
2/151 Nitekim size mesajlarımı iletmesi sizi arındırması vahiy ve hikmeti bildirmesi ve bilmediklerinizi öğretmesi için içinizden bir elçi gönderdik:
7/63 Sizi uyarabilsin ve siz de Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyup O’nun rahmetiyle onurlanasınız diye sizin kendi içinizden birinin eliyle Rabbinizden size bir haber gelmesini niçin yadırgıyorsunuz?”
7/69 Sizi uyarabilsin diye kendi içinizden birinin eliyle; Rabbinizden size bir haber gelmesini yadırgıyor musunuz niçin? Hiç değilse sizi nasıl Nûh toplumunun yerine getirdi ve sizi maddî varlık olarak nasıl kat kat üstün güçlerle donattı bunu hatırlayın. Ve artık anın Allah’ın nimetlerini ki kurtuluşa erebilesiniz!”
9/128 GERÇEK ŞU Kİ [ey insanlar ] size kendi içinizden bir Elçi gelmiştir: sizin [öte dünyada] çekmek zorunda kalabileceğiniz sıkıntıdan ötürü kendini [zihnen] büyük bir yük altında hisseden; size çok düşkün [ve] müminlere karşı şefkat ve merhametle dolu bir Elçi…
6. İnsanlara gönderilen elçi de bir insandır.
6/8. “Ona bir melek indirilmeli değil miydi?” dediler. Bir melek indirmiş olsaydık iş bitmiş olurdu da onlara göz bile açtırılmazdı.
17/95. De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.”
25/7-8. Şöyle dediler: “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!” Bu zalimler, inananlara: “Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediler.
7. Allah insan ile ancak gönderdiği elçiler aracılığıyla iletişim kurar.
42/51. Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim’dir.
8. Gelen vahiy benzersizdir.
2/23 Eğer kulumuz [Muhammed]‘e katımızdan safha safha indirdiğimiz vahyin bir kısmından şüphe ediyorsanız o zaman aynı değerde bir sure getirin (de görelim) ve -eğer dediğiniz doğruysa- Allah’tan başkalarını da size şahitlik etmeleri için çağırın.
6/93 Allah hakkında yalan uyduran yahut kendisine hiçbir şey indirilmediği halde “Bu bana indirilmiştir!” diyenden daha çarpık zihniyetli kim vardır? Yahut “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indirebilirim!” diyenden? Keşke görseydin [onların halini] bu zalimler kendilerini ölüm sancıları içinde bulduklarında ve melekler ellerini uzatarak “Ruhlarınızı teslim edin! Allah’a doğru olmayan şeyler izafe ettiğiniz ve kibre kapılarak O’nun mesajlarını inatla küçümsediğiniz için bugün aşağılanma cezası ile cezalandırılacaksınız!” diye seslendiklerinde
11/13 ve bunun içindir ki: “Onu [Kur'an'ı] [Muhammed'in kendisi] uydurdu!” diyorlarsa, [onlara] de ki: “Madem öyle, doğru sözlü kimselerdenseniz, o zaman, onunkilerle aynı değerde insan zihninden çıkma on sure getirin (de görelim); hem [bu iş için] Allah’tan başka kimi [yardıma] çağırabilirseniz çağırın.
14/24 ALLAH’IN, güzel-doğru bir söz için nasıl bir misal verdiğini görmüyor musun(uz)? Kökü sapasağlam, dalları göğe doğru uzanan güzel-diri bir ağaç gibi[dir o];
14/26 Ve çirkin bir sözün durumu ise, kökü toprağın üstüne çıkarılmış, bütünüyle kararsız, dayanıksız çürük bir ağacın durumuna benzer.
17/88 De ki: “Bütün insanlar ve görünmeyen varlıklar bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelselerdi ve, birbirlerine (bu konuda) destek olmak için ellerinden gelen her şeyi yapsalardı, yine de onun benzerini ortaya koyamazlardı!
İbrahim Gülter
İZMİR
Alıntı
Mayıs 2, 2007
ÇOCUK OLMAK İSTİYORUM!.
Annemin, ”Dur düşeceksin ,sözüne aldırmadan”, yine koşmak istiyorum; Yarına, umuda, kirlenmemiş dünyaya ..
Okşamalı babamın elleri saçlarımı, yine kucağına almalı, beni sarıp sarmalamalı. Ve o çok sevdiğim çiçeklerle dolu oyun bahçesine yine götürmesini istiyorum. Babamın parmağını minik avucumla tutmayı istiyorum.
Arkadaşlarımla, kardeşlerimle; oyuncak için kavga etmeyi, onları kıskanmayı, kıskanınca kaşlarımı sadece oyuncak için, nedensiz şeyler için asmayı istiyorum.
Büyükbabamın, Büyükannemin masallarını dinlemeyi, öğütleri almayı; onların çocukluklarındaki anılarını dinlemeyi ve düşlerimde canlandırmayı, onlar anlatırlarken geçmişi, ben zaman tünelinde geçmişlerini hayal ederken;
“Dinliyor musun beni, duyuyor musun”, deyişlerindeki o yumuşak sesi duymayı istiyorum.
“Elim sende”, ”Saklambaç”, ”Körebe”, “İp atlama”, “Dokuztaş” oyunlarını oynamak istiyorum. Çıkmak istiyorum şu dört duvar arasından, çimentolaşmış duygulardan, toprağı istiyor ayaklarım; tozu dumanı savurmak. Çocukluğumun bahçesindeki ağaçlara tırmanmayı, ağaç kabuklarından dizlerimin, bacağımın,kolumun kanamasını istiyorum. Ağaç üzerinde yuvasını gördüğüm kuşlar gibi, kendime ev yapmayı düşlemeyi istiyorum. Komşu bahçesindeki ceviz ağacında sallanmayı, komşu teyzenin anneme beni şikayet etmesini istiyorum. Kısacası ele avuca sığmamak istiyorum.
Özlüyorum çocukluğumu ; Annemin babamın kollarında masal seslerinde uykuya dalışımı.. Annemin babama, babamın anneme sevgi dolu söyleşilerini, saygılı seslenişlerini özlüyorum. O kalabalık aile sohbetlerinde uyuma numarası yapmayı ve uyuyan çocuklarını kucaklayıp nergis kokulu yatağıma götürüşlerindeki sıcaklığı özlüyorum.
Buram buram sevgi kokan evimi özlüyorum . İlk sevinçlerimi, ilk çığlıklarımı, ilk alkışlarımı özlüyorum. Okula başladığım ilk günü; İlk öğretmenimi, sınıfımı, derslerle tanıştığım o günü ve kalem, defter, silgi kokusunu çok özlüyorum.
Bir çocuk gibi ağlamak istiyorum. Ulu orta ve kesintisiz. Tutmaya çalışmadan. Tutunmaya çalışmadan. Durmadan…. Yorulup uyuyuncaya kadar .. Ayıplanacağını, alay konusu olacağını düşünmeyerek ağlamak…
Bir çocuk gibi ağlamak, elinden oyuncağı alınan bir çocuk gibi. Bir çocuk kadar basit sebeplerle ağlamak. Korkmadan, çekinmeden, kızaran şiş göz kapaklarımı makyajla gizlemeden, ağlamak istiyorum; özgürce!
Gözünden ve burnundan süzülenleri koluna sile sile ağlamak. Anneme, babama sarılarak ağlamak, bir türlü ağlama nedenimi diyememek ve ağlamak. Ve ben ağlarken annemin sıcak elleriyle göz yaşlarımı silmesini, yine sevgi dolu bakışlarındaki güzelliği görmek istiyorum.
Çocukça çokça ağlarken, hıçkırıktan konuşamamayı özlüyorum. Şimdilerde boğazıma düğümlenen kör düğümleri, hüzünleri çözerek ağlamayı istiyorum.
Çıkara dayatmalı dostluklarda, arkadaşlıklarda yaşadığım spazmlarımı yok edecek kadar pınarlarımdan yaşların dökülmesini istiyorum.
Gülmek istiyorum ; bayılana kadar, karnıma gülmekten girmeli kramplar.. Yanaklarım kızarıp, yine gamzelerimde karanfiller açacak kadar gülmek istiyorum. Gıdıklamadan annem babam, kardeşlerim beni gülmek istiyorum;çocukluğumdaki gibi..!
Sağlam sevgileri görüp, sevgiye and içmiş yürekleri seçip; dostluk, kardeşlik, barış için çıkarsız diyaloglarda gülmek istiyorum.
Ne tatlı, ne güzelmiş çocukluğum; Ne kadar sade, en derin sevgi güneşinde canımı yakmayan beni ben eden, “Canım çocukluğum!”
Hatırlayınca huzur veriyor, psikolojimi değiştiriyor. Yaşamdan keyif almama neden oluyor ve ben dündeki yaşadıklarıma, çocukluğuma ve bana bilincimdeki yerini solmayan güllerle hep canlı tutan çocukluğumun sahipleri, sevgili anne ve babama çok teşekkür ediyorum!
Bilinçlerde, belleklerde çocuğunun; çocukluğunu güzelliği ile yaşatan, tüm anne ve babalara sevgiler…
A.Esra Oskay
TERTİL 5
Mayıs 2, 2007
Yazının başlangıcı için tıklayın!>
85/1) Burçları olan göğe andolsun,
85/2) O vadedilen güne,
85/3) Şahid olana (görene) ve şahit olunana (görülene) .
Ayetler… Görebilen göz, hissedebilen bir yürek için bir anlam ifade eder. Ve bu anlam ayetlerin var edene işaretini görmektir ayetlerde. Yeryüzü ve gökyüzünde var olan her şey var edene işaret eden ayetlerdir. Gören bilir var edenin vaadinin mutlak gerçekleşeceğini. Öyle iman eder, öyle tanıklık eder, tanıklığını ölümüne kadar sürdürür…
85/4) Kahrolsun Ashab-ı Uhdud
85/5) ‘Tutuşturucu-yakıt dolu o ateş,’
85/6) Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
85/7) Ve mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
85/12) Doğrusu, Rabbinin ‘zorlu yakalayışı’ şiddetlidir.
Görmeyen, göremeyen, görmek istemeyen, gözlerini kapatanlar… Yetmedi görenlere karşı duranlar, görmesinler diye gözlerini kapatmaya çalışanlar, engel olanlar, engelleyenler, vazgeçirmek için zor kullananlar, eziyet edenler, işkence edenler… Görmek istemeseler de yaptıkları görülür ve bir bir kayıt altına alınır. Ve son… Ve sonunda görmek istemedikleri Hak ile karşı karşıya kalırlar.
85/13) Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.
85/14) O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
85/15) Arşın sahibidir; Mecid (pek yüce) dir.
85/16) Her dilediğini yapıp-gerçekleştirendir.
Çünkü O’dur her şeyi ilkin var eden, sonunda da var edecek olan. Sonsuz rahmet sahibidir, bağışlayandır, affedendir. Yeter ki pişman olsun yanlış yapan, yeter ki dönsün… Yücedir, yücelerin en yücesidir. Yüceliğinde ortak tanımaz asla. Mutlak egemenlik O’nundur.
85/17) Orduların haberi sana geldi mi?
85/18) Firavun ve Semud (ordularının) ?
85/19) Hayır; inkâr edenler, (kesintisiz) bir yalanlama içindedirler.
85/20) Allah ise, onları arkalarından sarıp-kuşatmıştır.
Tarih boyunca karşı duran, gözlerini kapatan, engel olan niceleri gelip geçmiştir. Ve Baki olan Allah, hep varolan, karşı duranların bile yeniden var edilişi O’nun elinde, kudretinde olandır.
85/21) Hayır; o (Kitap) , ‘şerefli-üstün’ olan bir Kur’an’dır;
85/22) Levh-i Mahfuz’dadır.
Ayetleri görenler, görebilenler bilir, bu Kitab’ın şeref ve üstünlüğünü. Kıyamete kadar geçerliliğini koruyan, zaman ve mekan üstü olan Kuran’ın aydınlığında yol alanlardır onlar. Onlardır muttakiler, onlardır mü’minler…
Deneme Yazıları
Mayıs 2, 2007
ZİKİR KAVRAMI
İslam dünyasında önemli bir yer tutan Zikir, kelime anlamı itibariyle unutulan bir şeyi hatırlamak veya hafızada var olanı anmak anlamlarına gelmektedir. Bu bağlamda Zikir; Allah’ı yapıp etmelerimizde unutmamak, daha doğrusu hiç aklımızdan çıkarmamaktır. O halde Zikir Allah’ı sürekli anmak, hatırlamaktır. Şimdi Allah’ı anmak diye tanımlanan bu eylemin doğru biçimi nasıl olmalı sorusuna cevap arayalım..
Hatırlamak, unutmamak; hatırlanması gereken varlığa verilen önemi belirtir öncelikle. Hatırlamak, hatırlanan varlığın ya şahsının kendisinin zihinde canlandırılması ya da şahsın yapıp-etmelerinin, bu yapıp-etmelerinin kendisiyle ilintisinin hatırlanması şeklinde olur. Allah’ın hatırlanması ikinci tür bir hatırlamadır. Varlık alemini var eden yüceler yücesi Rabbimizin, var ettiği her şey ona işaret eden ayet(delil)lerdendir. Bu ayetler zihnimizde bunları vareden hakkında bir telakki oluşturur. Her gördüğümüz şey O’nun varlığının delillerindendir, görebilen için bir hatırlatmadır…
İnsanoğlu için gayb olan, gizli olan, görülemeyen Allah’ın varlığı, bu ayetler ile insanoğlunda ki bazı zâfiyetler dolayısıyla her zaman tam ve doğru bir biçimde kavranamayabilir. Bu nedenle Rabbimiz kendini tanımlamayı, kullarına kendisini tanıtmayı da üstüne almış, kullarını yine kendi içlerinden seçtiği elçilere verdiği ilahi bilgi (vahiy) ile bilgilendirmiştir. Bu gelen vahiy, yüceler yücesi Allah’ı hatırlattığı için, bizzat vahyi gönderen tarafından zikir olarak tanımlanmıştır. Kur’an’ın zikir olarak anılması, yaratılışında fıtratına yerleştirilen ama zamanla unutulan, her şeyin İlahı ve Rabbi olan, egemenliğinde ortak tanımayan Allah’ın insanoğluna hatırlatılması anlamında manidardır.
39/67 “Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O’nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.”
Ama asıl önemli olan ise Allah (c.c) karşısında kişinin sorumluluğunu sürekli hatırlaması, Zikrullah’ın gerçekleştirmesinde önemlidir. Bu anış, mutlak sona hazırlık mahiyetinde kişinin Rabbin rızası doğrultusunda bir hayat sürmesidir. Hayatın bir bölümünü değil, her anını kaplayan böylesi bir eylemdir asıl Zikrullah. Bu, salt Allah’ın isminin defalarca anılmasıyla gerçekleşen bir eylem değildir. Zikir, sorumluluğumuzu bize hatırlatıyorsa, kulluk bilincimizi güçlendiriyorsa anlamlıdır. Böylesi bir anlam kazandırmayan ama Zikir olarak biline gelen davranışlar Zikrullah değildir. Bize Allah’ı, kul olarak bize kendimizi, kul olarak bizi var edene karşı sorumluluğumuzu en iyi bize bildiren Kur’an’ın kendisini zikir olarak tanımladığı ayetleri okuyalım…
3/58 Bu bildirdiklerimiz sana ilettiğimiz mesajlardan (zikr) ve hikmet yüklü haberlerdendir.
15/6 (Hal böyleyken, hakkı inkar edenler, yine de): “Ey kendisine [sözde] uyarıcı/hatırlatıcı bir mesaj (zikr) indirilen kişi; sen düpedüz bir mecnunsun!” diyorlar,
15/9 Kimsenin kuşkusu olmasın ki, bu uyarıcı/hatırlatıcı mesajı (zikr), ayet ayet Biz indirdik: ve yine kimsenin kuşkusu olmasın ki, [bütün tahriflerden] onu yine Biz koruyacağız.
16/43 [Ey Muhammed,] Biz senden önceki çağlarda da, kendilerine vahyettiğimiz [ölümlü] adamlardan başka kimseyi [elçi olarak] göndermedik; bu konuda yeterli bilgiye sahip değilseniz, vahyedilmiş önceki kitaplara bağlı kimselere (zikr ehli) sorun,
16/44 [Onlar size, kendilerini] apaçık delillerle ve hikmet dolu ilahî kitaplarla [desteklediğimiz peygamberlerin ölümlü adamlardan başka kimseler olmadığını söyleyeceklerdir]. Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı (zikr) indirdik ki, insanlara, başından beri indirile gelen mesajın aslını olanca açıklığıyla ulaştırasın ve onlar da böylece belki düşünürler.
21/7 Biz senden önce de [ey Muhammed,] kendilerine vahiy indirilen [ölümlü] adamlardan başkasını [elçi olarak] göndermedik; bunun içindir ki, [o inkarcılara de ki:] “Eğer kendiniz bilmiyorsanız, önceki kitapları okuyup izleyen kimselere (zikr ehli) sorun”.
25/29 Gerçekte, bana uyarıcı, hatırlatıcı mesaj geldikten sonra, beni [Allah'ı] hatırlamaktan (zikr) o uzaklaştırdı!” Zaten, Şeytan [işte böyle] yalnız ve çaresiz bırakır insanı.
36/11 Sen ancak (ilahî) uyarıyı (zikr) can kulağıyla dinleyen ve insan kavrayışının ötesinde bulunmasına rağmen Rahmân’dan korkan kişiyi uyarabilirsin: işte böylelerine [Allah'ın] mağfiretini ve en güzel ödülü müjdele!
38/1 Sâd. Düşün öğüt ve uyarılarla dolu (zikr) olan bu Kur’an’ı!
38/6 Liderleri öne atılır: “Pes etmeyin ve ilahlarınıza sımsıkı sarılmaya devam edin: yapılacak tek şey budur!”
38/7 Biz, yeni itikatların hiç birinde böyle [bir iddia] duymadık! Bu, [fâni bir insanın] uydurmasından başka bir şey değildir!
38/8 Ne yani! [İlahî] uyarı (zikr), içimizden bir tek o’na mı indirildi?” Evet, onlar yalnız Benim uyarıma karşı şüphe içindeler. Evet, onlar henüz Benim azabımı tatmadılar.
41/41 Gerçek şu ki, kendilerine gelen bu uyarıyı (zikr) inkar edenler [var ya, işte onlar hüsrana uğrayanlardır]; çünkü o yüce bir ilahî kelâmdır:
43/5 [Siz ey hakikati inkar edenler!] Kendi kişiliğinizi harcayan insanlar olduğunuzu göre göre bu hatırlatma ve uyarıyı (zikr) sizden tamamen geri mi çekelim?
44/13 [Ama] bu hatırlama (zikr) [Son Saat'te] onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü onlara daha önce hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti,
51/55 ama yine de [kulak veren herkese] hatırlatmaya (zikr) devam et: çünkü bu hatırlatmalar (zikr) müminlere fayda sağlar.
54/25 Neden içimizden bir tek o’na [ilahî] öğüt ve uyarı (zikr) indirildi? Hayır, o küstah bir yalancıdan başka bir şey değil!”
68/51 Bu nedenle, hakikati inkara şartlanmış olanlar bu uyarı ve öğüdü (zikr) her duyduklarında gözleriyle seni öldürecek gibi olsalar ve “[Muhammed mi?] o kesinlikle bir delidir!” deseler bile, [sabırlı ol.]
