Deneme Yazıları
Mayıs 2, 2007

İlahi Bilginin Farkı
Kendisi ve var olan her şeyin bir yaratıcı tarafından var edildiğine inanan
ve bu yaratıcının yapıp etmelerinden dolayı kendisini sorumlu tuttuğunu kabul eden,
sorumlu tutulduğu konularda hesabını vereceği bir öte dünya inancını da benimseyen kişinin,
öncelikle kendisini var eden varlık hakkında doğru bilgi edinebilmesi,
sorumlu tutulduğu konular hakkında ve yapıp etmelerinin kendisini sürükleyeceği sonun mahiyeti hakkında bilgi sahibi olabilmesi için
kendisini yaratan varlığın bilgilendirmesine ihtiyacı vardır.
Bu bilginin sadece kendisini değil sosyal bir varlık olması hasebiyle kendisi gibi diğer insanları da kapsayan yönü olması,
herkes için kabul edilebilir bir iç tutarlılığı içinde barındırması gerekir.
Bu bilginin aynı zamanda insanların ortak kabulünü gerçekleştirecek bir biçimde insan oğluna sunulması gerekir. İnsanın sorumlu tutulduğu alanda diğer canlılardan kendisi ayıran belirgin seçicilik özelliğini de göz önünde tutacak olursak, bu bilginin öncelikli olarak insanoğlunun ön kabul olarak başta da belirttiğimiz yaratan ve yön veren (başıboş bırakmayan) bir varlığa iman etmesiyle değer kazanması söz konusudur. Bu ön kabul aynı zamanda bir başkasının kendi hayatına yön vermesini reddetmeyi de gerekli kılar.Bu nedenle ön kabul olmadan, yön verici ve yönlendirici bilginin kişi için bir anlamı olmaz. Bütün düğüm bu ön kabul ile çözülür. Bu düğüm başta çözülmediği sürece yaratan tarafından gönderilen bilginin bir anlamı olmaz.
Yaratanın gönderdiği bilginin ön kabul ile birlikte değerlendirilmesi,
bu bilgi doğrultusunda yaratıcının daha iyi tanınmasını,
kendisinden nasıl bir hayat düzeni kurması istendiğini,
değerler dünyasının sil baştan bu bilgi ile yeniden inşa edilmesini mümkün kılar.
Peki insan, bu bilgiye ve bilgiyi getirdiğini iddia eden kişi ve kişilere hangi kriterlerle güven duyup, hayatını şekillendirecek. Gelen bilginin güvenilirliği -gökyüzüne bakıp bir çatlak arayan kişinin yorgun düşüp aradığını bulamaması gibi bir (67/3) -iç tutarlılığa sahip olması, böylesi mükemmel bir varlık alemi ortaya koymuş yaratıcının yine öylesi bir mükemmellikte, ortaya koyduğu diğer her şey gibi bir insicam içinde olmasını gerektirir. Gelen bilginin sıradan herkesin sunabileceği bir bilginin çok üstünde, sıradan hiçbir varlığın böylesi bir bilgiyi ne getirebileceği, ne ortaya koyabileceği türden bir bilgi olmaması gerekir. Ayrıca yine yukarıda belirttiğimiz gibi sosyal bir hayatı oluşturmak için gerekli olan bu bilginin özel ve herkes tarafından kabul edilebilir bir kişiye verilmesi, -bana ne ben bana gelene uyarım gibi- bireyselliği ortadan kaldıracak nitelikte olması gerekir.
Bu açıdan olayı Kur’an perspektifinden değerlendirme adına yukarıda ki sorulara yine Kur’an’dan cevap arayalım.
1. Yaratan Rabb’dir.
2/21 EY İNSANLAR! Sizi ve sizden önce yaşamış olanları yaratan Rabbinize kulluk edin ki O’na karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız.
96/1 OKU yaratan Rabbin adına,
2. İnsan yapıp etmelerinden sorumludur, ve bunun hesabını vereceği ahiret hayatı vardır.
6/130 Ey cinler ve insanlar topluluğu! İçinizden, size ayetlerimi anlatan ve şu gününüzle yüzyüze geleceğiniz hususunda sizi uyaran resuller gelmedi mi? “Kendi aleyhimize tanıklık ettik.” dediler.İğreti hayat onları aldattı da küfre saptıklarına ilişkin, öz benlikleri aleyhinde tanıklık ettiler.
2/85 Buna rağmen yine sizlersiniz birbirinizi katleden ve -kesinlikle yasaklanmış olduğu halde- kendi halkınızdan bir kısmını yurtlarından süren onlara karşı günahkarlık ve nefrette yarışıp yardımlaşan ve esir olarak elinize düştüklerinde onları ancak fidye alarak bırakan! Böyle yaparak ilahî kelâmın bir kısmına inanıyor diğer kısmını inkar mı ediyorsunuz? Öyleyse bilin ki içinizden böyle yapanların karşılığı bu dünya hayatında zilletten ve Kıyamet Günü en acıklı azaba uğratılmaktan başka bir şey olmayacaktır. Zira Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
2/110 Namazınızda dikkatli ve devamlı olun arındırıcı (malî) yükümlülüğünüzü yerine getirin çünkü kendiniz için önceden yaptığınız her iyiliği Allah katında mutlaka bulacaksınız: Unutmayın Allah bütün yaptıklarınızı görür.
102/8. Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.
3. Rabbi tanımak, sorumluluğumuzu yerine getirmekle doğru orantılıdır.
22/74 Bu [konuda hataya düşe]nler Allah’ın gücünü gereği gibi kavrayıp değerlendiremiyorlar; çünkü Allah, her şeyi hükmü altında tutan en yüce iktidar Sahibidir.
67 Onlar, [O'ndan başkasına kulluk edenler,] Allah hakkında doğru bir anlayışa sahip değiller; çünkü bütün yeryüzü, Kıyamet Günü O’nun için avuç içi kadar bir şey olacaktır, gökler de O’nun sağ elinde dürülmüş hale gelecek: O kudret ve egemenliğinde sınırsızdır, ve onların ortak koştukları her şeyin kat kat üstündedir!
19/30-33. Çocuk: “Ben şüphesiz Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun” dedi.
32/15 BİZİM mesajlarımıza [gerçekten] inananlar, ancak, kendilerine tebliğ edildiği zaman önünde derin bir hayranlık ve saygıyla eğilenlerdir; [onlar,] Rablerinin sınırsız ihtişamını hamd ile yüceltenler ve asla büyüklük taslamayanlardır;
4. Allah’tan gelende çelişki ve tutarsızlık olmaz.
2/2 İşte sana o Kitap! Kuşku,çelişme,tutarsızlık yok onda.Bir kılavuzdur o,korunup sakınanlar için.
4/82 Onlar bu Kur’an’ı hiç anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı onda mutlaka birçok (tutarsızlık ve) çelişkiler bulurlardı!
67/3 Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O, [ne yüce]dir: Rahmân’ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha [ona] çevir: Hiç kusur görüyor musun?
5. Allah insana sorumluluğunu içlerinden seçtiği elçiler aracılığıyla bildirir.
2/151 Nitekim size mesajlarımı iletmesi sizi arındırması vahiy ve hikmeti bildirmesi ve bilmediklerinizi öğretmesi için içinizden bir elçi gönderdik:
7/63 Sizi uyarabilsin ve siz de Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyup O’nun rahmetiyle onurlanasınız diye sizin kendi içinizden birinin eliyle Rabbinizden size bir haber gelmesini niçin yadırgıyorsunuz?”
7/69 Sizi uyarabilsin diye kendi içinizden birinin eliyle; Rabbinizden size bir haber gelmesini yadırgıyor musunuz niçin? Hiç değilse sizi nasıl Nûh toplumunun yerine getirdi ve sizi maddî varlık olarak nasıl kat kat üstün güçlerle donattı bunu hatırlayın. Ve artık anın Allah’ın nimetlerini ki kurtuluşa erebilesiniz!”
9/128 GERÇEK ŞU Kİ [ey insanlar ] size kendi içinizden bir Elçi gelmiştir: sizin [öte dünyada] çekmek zorunda kalabileceğiniz sıkıntıdan ötürü kendini [zihnen] büyük bir yük altında hisseden; size çok düşkün [ve] müminlere karşı şefkat ve merhametle dolu bir Elçi…
6. İnsanlara gönderilen elçi de bir insandır.
6/8. “Ona bir melek indirilmeli değil miydi?” dediler. Bir melek indirmiş olsaydık iş bitmiş olurdu da onlara göz bile açtırılmazdı.
17/95. De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.”
25/7-8. Şöyle dediler: “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!” Bu zalimler, inananlara: “Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediler.
7. Allah insan ile ancak gönderdiği elçiler aracılığıyla iletişim kurar.
42/51. Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim’dir.
8. Gelen vahiy benzersizdir.
2/23 Eğer kulumuz [Muhammed]‘e katımızdan safha safha indirdiğimiz vahyin bir kısmından şüphe ediyorsanız o zaman aynı değerde bir sure getirin (de görelim) ve -eğer dediğiniz doğruysa- Allah’tan başkalarını da size şahitlik etmeleri için çağırın.
6/93 Allah hakkında yalan uyduran yahut kendisine hiçbir şey indirilmediği halde “Bu bana indirilmiştir!” diyenden daha çarpık zihniyetli kim vardır? Yahut “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indirebilirim!” diyenden? Keşke görseydin [onların halini] bu zalimler kendilerini ölüm sancıları içinde bulduklarında ve melekler ellerini uzatarak “Ruhlarınızı teslim edin! Allah’a doğru olmayan şeyler izafe ettiğiniz ve kibre kapılarak O’nun mesajlarını inatla küçümsediğiniz için bugün aşağılanma cezası ile cezalandırılacaksınız!” diye seslendiklerinde
11/13 ve bunun içindir ki: “Onu [Kur'an'ı] [Muhammed'in kendisi] uydurdu!” diyorlarsa, [onlara] de ki: “Madem öyle, doğru sözlü kimselerdenseniz, o zaman, onunkilerle aynı değerde insan zihninden çıkma on sure getirin (de görelim); hem [bu iş için] Allah’tan başka kimi [yardıma] çağırabilirseniz çağırın.
14/24 ALLAH’IN, güzel-doğru bir söz için nasıl bir misal verdiğini görmüyor musun(uz)? Kökü sapasağlam, dalları göğe doğru uzanan güzel-diri bir ağaç gibi[dir o];
14/26 Ve çirkin bir sözün durumu ise, kökü toprağın üstüne çıkarılmış, bütünüyle kararsız, dayanıksız çürük bir ağacın durumuna benzer.
17/88 De ki: “Bütün insanlar ve görünmeyen varlıklar bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelselerdi ve, birbirlerine (bu konuda) destek olmak için ellerinden gelen her şeyi yapsalardı, yine de onun benzerini ortaya koyamazlardı!
İbrahim Gülter
İZMİR
Yorum Yapın
Siz giriş yapmalısınız yorum yapmak için.