Alıntı
Mayıs 2, 2007
ÇOCUK OLMAK İSTİYORUM!.
Annemin, ”Dur düşeceksin ,sözüne aldırmadan”, yine koşmak istiyorum; Yarına, umuda, kirlenmemiş dünyaya ..
Okşamalı babamın elleri saçlarımı, yine kucağına almalı, beni sarıp sarmalamalı. Ve o çok sevdiğim çiçeklerle dolu oyun bahçesine yine götürmesini istiyorum. Babamın parmağını minik avucumla tutmayı istiyorum.
Arkadaşlarımla, kardeşlerimle; oyuncak için kavga etmeyi, onları kıskanmayı, kıskanınca kaşlarımı sadece oyuncak için, nedensiz şeyler için asmayı istiyorum.
Büyükbabamın, Büyükannemin masallarını dinlemeyi, öğütleri almayı; onların çocukluklarındaki anılarını dinlemeyi ve düşlerimde canlandırmayı, onlar anlatırlarken geçmişi, ben zaman tünelinde geçmişlerini hayal ederken;
“Dinliyor musun beni, duyuyor musun”, deyişlerindeki o yumuşak sesi duymayı istiyorum.
“Elim sende”, ”Saklambaç”, ”Körebe”, “İp atlama”, “Dokuztaş” oyunlarını oynamak istiyorum. Çıkmak istiyorum şu dört duvar arasından, çimentolaşmış duygulardan, toprağı istiyor ayaklarım; tozu dumanı savurmak. Çocukluğumun bahçesindeki ağaçlara tırmanmayı, ağaç kabuklarından dizlerimin, bacağımın,kolumun kanamasını istiyorum. Ağaç üzerinde yuvasını gördüğüm kuşlar gibi, kendime ev yapmayı düşlemeyi istiyorum. Komşu bahçesindeki ceviz ağacında sallanmayı, komşu teyzenin anneme beni şikayet etmesini istiyorum. Kısacası ele avuca sığmamak istiyorum.
Özlüyorum çocukluğumu ; Annemin babamın kollarında masal seslerinde uykuya dalışımı.. Annemin babama, babamın anneme sevgi dolu söyleşilerini, saygılı seslenişlerini özlüyorum. O kalabalık aile sohbetlerinde uyuma numarası yapmayı ve uyuyan çocuklarını kucaklayıp nergis kokulu yatağıma götürüşlerindeki sıcaklığı özlüyorum.
Buram buram sevgi kokan evimi özlüyorum . İlk sevinçlerimi, ilk çığlıklarımı, ilk alkışlarımı özlüyorum. Okula başladığım ilk günü; İlk öğretmenimi, sınıfımı, derslerle tanıştığım o günü ve kalem, defter, silgi kokusunu çok özlüyorum.
Bir çocuk gibi ağlamak istiyorum. Ulu orta ve kesintisiz. Tutmaya çalışmadan. Tutunmaya çalışmadan. Durmadan…. Yorulup uyuyuncaya kadar .. Ayıplanacağını, alay konusu olacağını düşünmeyerek ağlamak…
Bir çocuk gibi ağlamak, elinden oyuncağı alınan bir çocuk gibi. Bir çocuk kadar basit sebeplerle ağlamak. Korkmadan, çekinmeden, kızaran şiş göz kapaklarımı makyajla gizlemeden, ağlamak istiyorum; özgürce!
Gözünden ve burnundan süzülenleri koluna sile sile ağlamak. Anneme, babama sarılarak ağlamak, bir türlü ağlama nedenimi diyememek ve ağlamak. Ve ben ağlarken annemin sıcak elleriyle göz yaşlarımı silmesini, yine sevgi dolu bakışlarındaki güzelliği görmek istiyorum.
Çocukça çokça ağlarken, hıçkırıktan konuşamamayı özlüyorum. Şimdilerde boğazıma düğümlenen kör düğümleri, hüzünleri çözerek ağlamayı istiyorum.
Çıkara dayatmalı dostluklarda, arkadaşlıklarda yaşadığım spazmlarımı yok edecek kadar pınarlarımdan yaşların dökülmesini istiyorum.
Gülmek istiyorum ; bayılana kadar, karnıma gülmekten girmeli kramplar.. Yanaklarım kızarıp, yine gamzelerimde karanfiller açacak kadar gülmek istiyorum. Gıdıklamadan annem babam, kardeşlerim beni gülmek istiyorum;çocukluğumdaki gibi..!
Sağlam sevgileri görüp, sevgiye and içmiş yürekleri seçip; dostluk, kardeşlik, barış için çıkarsız diyaloglarda gülmek istiyorum.
Ne tatlı, ne güzelmiş çocukluğum; Ne kadar sade, en derin sevgi güneşinde canımı yakmayan beni ben eden, “Canım çocukluğum!”
Hatırlayınca huzur veriyor, psikolojimi değiştiriyor. Yaşamdan keyif almama neden oluyor ve ben dündeki yaşadıklarıma, çocukluğuma ve bana bilincimdeki yerini solmayan güllerle hep canlı tutan çocukluğumun sahipleri, sevgili anne ve babama çok teşekkür ediyorum!
Bilinçlerde, belleklerde çocuğunun; çocukluğunu güzelliği ile yaşatan, tüm anne ve babalara sevgiler…
A.Esra Oskay
Bir alıntı
Ocak 18, 2007
TEVHİD VE PANTEON
Tevhit, tüm varlık ve oluşta tek ve aynı kudretin egemen olmasıdır.
Realite tektir. Var eden, yapıp – eden, hükmeden kuvvet tektir. Atomdan
galaksilere kadar her birim ve boyutta ayni realite geçerlidir. İncirin çekirdeğinde
hangi gerçek ve kanunlar hükmediyorsa incirin ağacında da o gerçek ve kanunlar
hükmeder.
Kur’an’a göre, tevhidin omurga noktası ve en önemli belirişi, dinde
kurucu ve koyucunun yani söz sahibinin tekliğidir. Dinde kurucu ve koyucu yalnız
ve yalnız Allah’tır. Tek’in, Bir’in hüküm ve sözünü açıklayan, nakleden, taşıyan
kuvvetler birden fazla olabilir; ama hükmün sahibi ve kaynağı tektir. Sahip ve kaynağı
değil çoğaltmak, ikilemek bile tevhidi bozar.
Hüküm ve söz sahibini Tek ve Bir olmaktan çıkarmak şirk adını alıyor. Türkçe’deki şirketle
ayni kökten ve aynı anlamda bir kelime. Söz hakkını birden fazla kuvvetin, kişinin
kullanması demek. Dinde şirk veya şirket, hüküm ve buyruk hakkını kullanmada,
şu veya bu gerekçeyle Allah’ın yanına birini veya birilerini, bir şeyi veya bir
şeyleri ilave etmek anlamını taşıyor.
Şirk, Allah’ın yanına bir kişi veya bir şeyi koymak şeklinde adî bir ortaklık görünümünde olabileceği
gibi, onlarca hatta yüzlerce elemanın söz sahibi olduğu bir anonim ortaklık
görünümünde de olabilir. Hint şirkinde ilahların sayısı binlerle ifade
ediliyor. Şirk ve şirkette Allah’ın yanına ortak olarak konan kişi veya
kuvvetin seçkin, kutsal olması şirkin doğuşunu ne engeller ne de geciktirir.
Allah’ın olması gereken hükümden Allah dışında birine pay çıkarılmışsa kullanılan
ortağın Firavun olması ile Musa olması arasında fark yoktur. Kur’an’ın ısrarla altını
çizdiği tevhit sırlarından biri de budur.
Hüküm ve buyrukta ‘tek ve mutlak söz sahibi’ yerine ’söz sahipleri’nden bahsedildiği
anda tevhidin yerini panteon alır.
Panteon, Eski Yunanda ilahlar arenası veya parlamentosu anlamındaydı. Panteon, her biri
bir konuda söz sahibi olan ilahların, baş ilah Zeus liderliğinde
karar aldıkları bir platformdur. Bu platforma Eski Yunan paganizmi, zaman
içinde bazı ‘büyük ve seçkin kişilerin ruhları’nı da söz ve oy sahibi olarak katmıştır.
Panteon, giderek bir anonim şirkete dönüşmüştür.
İslam öncesi Arap Yarımadası’nda da tipik bir panteon vardır. Dini, tıpkı Eski
Yunandaki gibi, ilahlar panteonu kotarmaktaydı. Kurban’da; kaos, kahir zulüm kaynağı
olarak eleştirilen şirk, işte bu panteon tarafından yönetilen ‘ilahlar
dini’dir.
Şirk veya panteon bahsinde şu iki noktanın altını da çiziyor Kur’an: Şirk, bir
dinsizlik değildir, ateizm hiç değildir. Tam aksine, şirk, insanlık tarihinin
en yaman ve inatçı dinidir. Tevhitle tek farkı, şirkte söz ve hüküm sahibinin
birden çok olmasıdır.
Altı çizilen noktaların ikincisi şu ürpertici tespittir: Şirk dininde, panteonun basında
Allah vardır. Birçoğumuzun gözden kaçırdığı bu nokta, şirki tanıma ve tevhitle farkını
kavrama bakımından en hayatî noktadır. Yani Arap cahiliyle panteonunda, bazılarının
sandığı gibi, Allah’ın inkárı yoktur. Kur’an’ın açık ve tartışma üstü
ifadesiyle: ‘Eğer o şirke batmışlara, gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı
kim hükmüne boyun eğdirdi? diye sorsan, yemin olsun ki, Allah diyeceklerdir.’
(bk. Ankebût, 61; Lokman, 25)
Bir şeyi daha ekliyor Kur’an: Panteon mantığı, Allah’ın yanına ortaklar koyarken Allah’a
güçsüzlük, yetersizlik isnat etmez. İkincil, üçüncül… ilahlara yer vermesini
şu gerekçeyle açıklar: ‘Bizim bunlara ibadet ve kulluk etmemiz, bunlar bizi
Allah’a yaklaştırsınlar diyedir.’ (Zümer, 3)
Kısaca, panteon dininde iş ve oluşlar, özellikle sonsuz kurtuluş asla ve asla tek imza
ile olmamaktadır; panteonun diğer elemanlarından birinin veya birkaçının daha imzası
gerekir. Tevhit veya Kur’an dininde ise hüküm ve tasarrufların tümü, o arada
cennet belgesi, bir tek imza taşır. Bu, Allah’ın imzasıdır.
Allah’tan başka ‘yetkililerdin de imzasına ihtiyaç duyulan din, adi ve sloganları ne
olursa olsun, Kur’an’ın dini yani tevhit olamaz. Çünkü tevhit hiçbir alanda
ikilik kabul etmez.
Yaşar Nuri Öztürk