Deneme Yazıları
Mayıs 2, 2007

İlahi Bilginin Farkı
Kendisi ve var olan her şeyin bir yaratıcı tarafından var edildiğine inanan
ve bu yaratıcının yapıp etmelerinden dolayı kendisini sorumlu tuttuğunu kabul eden,
sorumlu tutulduğu konularda hesabını vereceği bir öte dünya inancını da benimseyen kişinin,
öncelikle kendisini var eden varlık hakkında doğru bilgi edinebilmesi,
sorumlu tutulduğu konular hakkında ve yapıp etmelerinin kendisini sürükleyeceği sonun mahiyeti hakkında bilgi sahibi olabilmesi için
kendisini yaratan varlığın bilgilendirmesine ihtiyacı vardır.
Bu bilginin sadece kendisini değil sosyal bir varlık olması hasebiyle kendisi gibi diğer insanları da kapsayan yönü olması,
herkes için kabul edilebilir bir iç tutarlılığı içinde barındırması gerekir.
Bu bilginin aynı zamanda insanların ortak kabulünü gerçekleştirecek bir biçimde insan oğluna sunulması gerekir. İnsanın sorumlu tutulduğu alanda diğer canlılardan kendisi ayıran belirgin seçicilik özelliğini de göz önünde tutacak olursak, bu bilginin öncelikli olarak insanoğlunun ön kabul olarak başta da belirttiğimiz yaratan ve yön veren (başıboş bırakmayan) bir varlığa iman etmesiyle değer kazanması söz konusudur. Bu ön kabul aynı zamanda bir başkasının kendi hayatına yön vermesini reddetmeyi de gerekli kılar.Bu nedenle ön kabul olmadan, yön verici ve yönlendirici bilginin kişi için bir anlamı olmaz. Bütün düğüm bu ön kabul ile çözülür. Bu düğüm başta çözülmediği sürece yaratan tarafından gönderilen bilginin bir anlamı olmaz.
Yaratanın gönderdiği bilginin ön kabul ile birlikte değerlendirilmesi,
bu bilgi doğrultusunda yaratıcının daha iyi tanınmasını,
kendisinden nasıl bir hayat düzeni kurması istendiğini,
değerler dünyasının sil baştan bu bilgi ile yeniden inşa edilmesini mümkün kılar.
Peki insan, bu bilgiye ve bilgiyi getirdiğini iddia eden kişi ve kişilere hangi kriterlerle güven duyup, hayatını şekillendirecek. Gelen bilginin güvenilirliği -gökyüzüne bakıp bir çatlak arayan kişinin yorgun düşüp aradığını bulamaması gibi bir (67/3) -iç tutarlılığa sahip olması, böylesi mükemmel bir varlık alemi ortaya koymuş yaratıcının yine öylesi bir mükemmellikte, ortaya koyduğu diğer her şey gibi bir insicam içinde olmasını gerektirir. Gelen bilginin sıradan herkesin sunabileceği bir bilginin çok üstünde, sıradan hiçbir varlığın böylesi bir bilgiyi ne getirebileceği, ne ortaya koyabileceği türden bir bilgi olmaması gerekir. Ayrıca yine yukarıda belirttiğimiz gibi sosyal bir hayatı oluşturmak için gerekli olan bu bilginin özel ve herkes tarafından kabul edilebilir bir kişiye verilmesi, -bana ne ben bana gelene uyarım gibi- bireyselliği ortadan kaldıracak nitelikte olması gerekir.
Bu açıdan olayı Kur’an perspektifinden değerlendirme adına yukarıda ki sorulara yine Kur’an’dan cevap arayalım.
1. Yaratan Rabb’dir.
2/21 EY İNSANLAR! Sizi ve sizden önce yaşamış olanları yaratan Rabbinize kulluk edin ki O’na karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız.
96/1 OKU yaratan Rabbin adına,
2. İnsan yapıp etmelerinden sorumludur, ve bunun hesabını vereceği ahiret hayatı vardır.
6/130 Ey cinler ve insanlar topluluğu! İçinizden, size ayetlerimi anlatan ve şu gününüzle yüzyüze geleceğiniz hususunda sizi uyaran resuller gelmedi mi? “Kendi aleyhimize tanıklık ettik.” dediler.İğreti hayat onları aldattı da küfre saptıklarına ilişkin, öz benlikleri aleyhinde tanıklık ettiler.
2/85 Buna rağmen yine sizlersiniz birbirinizi katleden ve -kesinlikle yasaklanmış olduğu halde- kendi halkınızdan bir kısmını yurtlarından süren onlara karşı günahkarlık ve nefrette yarışıp yardımlaşan ve esir olarak elinize düştüklerinde onları ancak fidye alarak bırakan! Böyle yaparak ilahî kelâmın bir kısmına inanıyor diğer kısmını inkar mı ediyorsunuz? Öyleyse bilin ki içinizden böyle yapanların karşılığı bu dünya hayatında zilletten ve Kıyamet Günü en acıklı azaba uğratılmaktan başka bir şey olmayacaktır. Zira Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
2/110 Namazınızda dikkatli ve devamlı olun arındırıcı (malî) yükümlülüğünüzü yerine getirin çünkü kendiniz için önceden yaptığınız her iyiliği Allah katında mutlaka bulacaksınız: Unutmayın Allah bütün yaptıklarınızı görür.
102/8. Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.
3. Rabbi tanımak, sorumluluğumuzu yerine getirmekle doğru orantılıdır.
22/74 Bu [konuda hataya düşe]nler Allah’ın gücünü gereği gibi kavrayıp değerlendiremiyorlar; çünkü Allah, her şeyi hükmü altında tutan en yüce iktidar Sahibidir.
67 Onlar, [O'ndan başkasına kulluk edenler,] Allah hakkında doğru bir anlayışa sahip değiller; çünkü bütün yeryüzü, Kıyamet Günü O’nun için avuç içi kadar bir şey olacaktır, gökler de O’nun sağ elinde dürülmüş hale gelecek: O kudret ve egemenliğinde sınırsızdır, ve onların ortak koştukları her şeyin kat kat üstündedir!
19/30-33. Çocuk: “Ben şüphesiz Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun” dedi.
32/15 BİZİM mesajlarımıza [gerçekten] inananlar, ancak, kendilerine tebliğ edildiği zaman önünde derin bir hayranlık ve saygıyla eğilenlerdir; [onlar,] Rablerinin sınırsız ihtişamını hamd ile yüceltenler ve asla büyüklük taslamayanlardır;
4. Allah’tan gelende çelişki ve tutarsızlık olmaz.
2/2 İşte sana o Kitap! Kuşku,çelişme,tutarsızlık yok onda.Bir kılavuzdur o,korunup sakınanlar için.
4/82 Onlar bu Kur’an’ı hiç anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı onda mutlaka birçok (tutarsızlık ve) çelişkiler bulurlardı!
67/3 Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O, [ne yüce]dir: Rahmân’ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha [ona] çevir: Hiç kusur görüyor musun?
5. Allah insana sorumluluğunu içlerinden seçtiği elçiler aracılığıyla bildirir.
2/151 Nitekim size mesajlarımı iletmesi sizi arındırması vahiy ve hikmeti bildirmesi ve bilmediklerinizi öğretmesi için içinizden bir elçi gönderdik:
7/63 Sizi uyarabilsin ve siz de Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyup O’nun rahmetiyle onurlanasınız diye sizin kendi içinizden birinin eliyle Rabbinizden size bir haber gelmesini niçin yadırgıyorsunuz?”
7/69 Sizi uyarabilsin diye kendi içinizden birinin eliyle; Rabbinizden size bir haber gelmesini yadırgıyor musunuz niçin? Hiç değilse sizi nasıl Nûh toplumunun yerine getirdi ve sizi maddî varlık olarak nasıl kat kat üstün güçlerle donattı bunu hatırlayın. Ve artık anın Allah’ın nimetlerini ki kurtuluşa erebilesiniz!”
9/128 GERÇEK ŞU Kİ [ey insanlar ] size kendi içinizden bir Elçi gelmiştir: sizin [öte dünyada] çekmek zorunda kalabileceğiniz sıkıntıdan ötürü kendini [zihnen] büyük bir yük altında hisseden; size çok düşkün [ve] müminlere karşı şefkat ve merhametle dolu bir Elçi…
6. İnsanlara gönderilen elçi de bir insandır.
6/8. “Ona bir melek indirilmeli değil miydi?” dediler. Bir melek indirmiş olsaydık iş bitmiş olurdu da onlara göz bile açtırılmazdı.
17/95. De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.”
25/7-8. Şöyle dediler: “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!” Bu zalimler, inananlara: “Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediler.
7. Allah insan ile ancak gönderdiği elçiler aracılığıyla iletişim kurar.
42/51. Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim’dir.
8. Gelen vahiy benzersizdir.
2/23 Eğer kulumuz [Muhammed]‘e katımızdan safha safha indirdiğimiz vahyin bir kısmından şüphe ediyorsanız o zaman aynı değerde bir sure getirin (de görelim) ve -eğer dediğiniz doğruysa- Allah’tan başkalarını da size şahitlik etmeleri için çağırın.
6/93 Allah hakkında yalan uyduran yahut kendisine hiçbir şey indirilmediği halde “Bu bana indirilmiştir!” diyenden daha çarpık zihniyetli kim vardır? Yahut “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indirebilirim!” diyenden? Keşke görseydin [onların halini] bu zalimler kendilerini ölüm sancıları içinde bulduklarında ve melekler ellerini uzatarak “Ruhlarınızı teslim edin! Allah’a doğru olmayan şeyler izafe ettiğiniz ve kibre kapılarak O’nun mesajlarını inatla küçümsediğiniz için bugün aşağılanma cezası ile cezalandırılacaksınız!” diye seslendiklerinde
11/13 ve bunun içindir ki: “Onu [Kur'an'ı] [Muhammed'in kendisi] uydurdu!” diyorlarsa, [onlara] de ki: “Madem öyle, doğru sözlü kimselerdenseniz, o zaman, onunkilerle aynı değerde insan zihninden çıkma on sure getirin (de görelim); hem [bu iş için] Allah’tan başka kimi [yardıma] çağırabilirseniz çağırın.
14/24 ALLAH’IN, güzel-doğru bir söz için nasıl bir misal verdiğini görmüyor musun(uz)? Kökü sapasağlam, dalları göğe doğru uzanan güzel-diri bir ağaç gibi[dir o];
14/26 Ve çirkin bir sözün durumu ise, kökü toprağın üstüne çıkarılmış, bütünüyle kararsız, dayanıksız çürük bir ağacın durumuna benzer.
17/88 De ki: “Bütün insanlar ve görünmeyen varlıklar bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelselerdi ve, birbirlerine (bu konuda) destek olmak için ellerinden gelen her şeyi yapsalardı, yine de onun benzerini ortaya koyamazlardı!
İbrahim Gülter
İZMİR
TERTİL 5
Mayıs 2, 2007
Yazının başlangıcı için tıklayın!>
85/1) Burçları olan göğe andolsun,
85/2) O vadedilen güne,
85/3) Şahid olana (görene) ve şahit olunana (görülene) .
Ayetler… Görebilen göz, hissedebilen bir yürek için bir anlam ifade eder. Ve bu anlam ayetlerin var edene işaretini görmektir ayetlerde. Yeryüzü ve gökyüzünde var olan her şey var edene işaret eden ayetlerdir. Gören bilir var edenin vaadinin mutlak gerçekleşeceğini. Öyle iman eder, öyle tanıklık eder, tanıklığını ölümüne kadar sürdürür…
85/4) Kahrolsun Ashab-ı Uhdud
85/5) ‘Tutuşturucu-yakıt dolu o ateş,’
85/6) Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
85/7) Ve mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
85/12) Doğrusu, Rabbinin ‘zorlu yakalayışı’ şiddetlidir.
Görmeyen, göremeyen, görmek istemeyen, gözlerini kapatanlar… Yetmedi görenlere karşı duranlar, görmesinler diye gözlerini kapatmaya çalışanlar, engel olanlar, engelleyenler, vazgeçirmek için zor kullananlar, eziyet edenler, işkence edenler… Görmek istemeseler de yaptıkları görülür ve bir bir kayıt altına alınır. Ve son… Ve sonunda görmek istemedikleri Hak ile karşı karşıya kalırlar.
85/13) Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.
85/14) O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
85/15) Arşın sahibidir; Mecid (pek yüce) dir.
85/16) Her dilediğini yapıp-gerçekleştirendir.
Çünkü O’dur her şeyi ilkin var eden, sonunda da var edecek olan. Sonsuz rahmet sahibidir, bağışlayandır, affedendir. Yeter ki pişman olsun yanlış yapan, yeter ki dönsün… Yücedir, yücelerin en yücesidir. Yüceliğinde ortak tanımaz asla. Mutlak egemenlik O’nundur.
85/17) Orduların haberi sana geldi mi?
85/18) Firavun ve Semud (ordularının) ?
85/19) Hayır; inkâr edenler, (kesintisiz) bir yalanlama içindedirler.
85/20) Allah ise, onları arkalarından sarıp-kuşatmıştır.
Tarih boyunca karşı duran, gözlerini kapatan, engel olan niceleri gelip geçmiştir. Ve Baki olan Allah, hep varolan, karşı duranların bile yeniden var edilişi O’nun elinde, kudretinde olandır.
85/21) Hayır; o (Kitap) , ‘şerefli-üstün’ olan bir Kur’an’dır;
85/22) Levh-i Mahfuz’dadır.
Ayetleri görenler, görebilenler bilir, bu Kitab’ın şeref ve üstünlüğünü. Kıyamete kadar geçerliliğini koruyan, zaman ve mekan üstü olan Kuran’ın aydınlığında yol alanlardır onlar. Onlardır muttakiler, onlardır mü’minler…
Deneme Yazıları
Mayıs 2, 2007
ZİKİR KAVRAMI
İslam dünyasında önemli bir yer tutan Zikir, kelime anlamı itibariyle unutulan bir şeyi hatırlamak veya hafızada var olanı anmak anlamlarına gelmektedir. Bu bağlamda Zikir; Allah’ı yapıp etmelerimizde unutmamak, daha doğrusu hiç aklımızdan çıkarmamaktır. O halde Zikir Allah’ı sürekli anmak, hatırlamaktır. Şimdi Allah’ı anmak diye tanımlanan bu eylemin doğru biçimi nasıl olmalı sorusuna cevap arayalım..
Hatırlamak, unutmamak; hatırlanması gereken varlığa verilen önemi belirtir öncelikle. Hatırlamak, hatırlanan varlığın ya şahsının kendisinin zihinde canlandırılması ya da şahsın yapıp-etmelerinin, bu yapıp-etmelerinin kendisiyle ilintisinin hatırlanması şeklinde olur. Allah’ın hatırlanması ikinci tür bir hatırlamadır. Varlık alemini var eden yüceler yücesi Rabbimizin, var ettiği her şey ona işaret eden ayet(delil)lerdendir. Bu ayetler zihnimizde bunları vareden hakkında bir telakki oluşturur. Her gördüğümüz şey O’nun varlığının delillerindendir, görebilen için bir hatırlatmadır…
İnsanoğlu için gayb olan, gizli olan, görülemeyen Allah’ın varlığı, bu ayetler ile insanoğlunda ki bazı zâfiyetler dolayısıyla her zaman tam ve doğru bir biçimde kavranamayabilir. Bu nedenle Rabbimiz kendini tanımlamayı, kullarına kendisini tanıtmayı da üstüne almış, kullarını yine kendi içlerinden seçtiği elçilere verdiği ilahi bilgi (vahiy) ile bilgilendirmiştir. Bu gelen vahiy, yüceler yücesi Allah’ı hatırlattığı için, bizzat vahyi gönderen tarafından zikir olarak tanımlanmıştır. Kur’an’ın zikir olarak anılması, yaratılışında fıtratına yerleştirilen ama zamanla unutulan, her şeyin İlahı ve Rabbi olan, egemenliğinde ortak tanımayan Allah’ın insanoğluna hatırlatılması anlamında manidardır.
39/67 “Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O’nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.”
Ama asıl önemli olan ise Allah (c.c) karşısında kişinin sorumluluğunu sürekli hatırlaması, Zikrullah’ın gerçekleştirmesinde önemlidir. Bu anış, mutlak sona hazırlık mahiyetinde kişinin Rabbin rızası doğrultusunda bir hayat sürmesidir. Hayatın bir bölümünü değil, her anını kaplayan böylesi bir eylemdir asıl Zikrullah. Bu, salt Allah’ın isminin defalarca anılmasıyla gerçekleşen bir eylem değildir. Zikir, sorumluluğumuzu bize hatırlatıyorsa, kulluk bilincimizi güçlendiriyorsa anlamlıdır. Böylesi bir anlam kazandırmayan ama Zikir olarak biline gelen davranışlar Zikrullah değildir. Bize Allah’ı, kul olarak bize kendimizi, kul olarak bizi var edene karşı sorumluluğumuzu en iyi bize bildiren Kur’an’ın kendisini zikir olarak tanımladığı ayetleri okuyalım…
3/58 Bu bildirdiklerimiz sana ilettiğimiz mesajlardan (zikr) ve hikmet yüklü haberlerdendir.
15/6 (Hal böyleyken, hakkı inkar edenler, yine de): “Ey kendisine [sözde] uyarıcı/hatırlatıcı bir mesaj (zikr) indirilen kişi; sen düpedüz bir mecnunsun!” diyorlar,
15/9 Kimsenin kuşkusu olmasın ki, bu uyarıcı/hatırlatıcı mesajı (zikr), ayet ayet Biz indirdik: ve yine kimsenin kuşkusu olmasın ki, [bütün tahriflerden] onu yine Biz koruyacağız.
16/43 [Ey Muhammed,] Biz senden önceki çağlarda da, kendilerine vahyettiğimiz [ölümlü] adamlardan başka kimseyi [elçi olarak] göndermedik; bu konuda yeterli bilgiye sahip değilseniz, vahyedilmiş önceki kitaplara bağlı kimselere (zikr ehli) sorun,
16/44 [Onlar size, kendilerini] apaçık delillerle ve hikmet dolu ilahî kitaplarla [desteklediğimiz peygamberlerin ölümlü adamlardan başka kimseler olmadığını söyleyeceklerdir]. Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı (zikr) indirdik ki, insanlara, başından beri indirile gelen mesajın aslını olanca açıklığıyla ulaştırasın ve onlar da böylece belki düşünürler.
21/7 Biz senden önce de [ey Muhammed,] kendilerine vahiy indirilen [ölümlü] adamlardan başkasını [elçi olarak] göndermedik; bunun içindir ki, [o inkarcılara de ki:] “Eğer kendiniz bilmiyorsanız, önceki kitapları okuyup izleyen kimselere (zikr ehli) sorun”.
25/29 Gerçekte, bana uyarıcı, hatırlatıcı mesaj geldikten sonra, beni [Allah'ı] hatırlamaktan (zikr) o uzaklaştırdı!” Zaten, Şeytan [işte böyle] yalnız ve çaresiz bırakır insanı.
36/11 Sen ancak (ilahî) uyarıyı (zikr) can kulağıyla dinleyen ve insan kavrayışının ötesinde bulunmasına rağmen Rahmân’dan korkan kişiyi uyarabilirsin: işte böylelerine [Allah'ın] mağfiretini ve en güzel ödülü müjdele!
38/1 Sâd. Düşün öğüt ve uyarılarla dolu (zikr) olan bu Kur’an’ı!
38/6 Liderleri öne atılır: “Pes etmeyin ve ilahlarınıza sımsıkı sarılmaya devam edin: yapılacak tek şey budur!”
38/7 Biz, yeni itikatların hiç birinde böyle [bir iddia] duymadık! Bu, [fâni bir insanın] uydurmasından başka bir şey değildir!
38/8 Ne yani! [İlahî] uyarı (zikr), içimizden bir tek o’na mı indirildi?” Evet, onlar yalnız Benim uyarıma karşı şüphe içindeler. Evet, onlar henüz Benim azabımı tatmadılar.
41/41 Gerçek şu ki, kendilerine gelen bu uyarıyı (zikr) inkar edenler [var ya, işte onlar hüsrana uğrayanlardır]; çünkü o yüce bir ilahî kelâmdır:
43/5 [Siz ey hakikati inkar edenler!] Kendi kişiliğinizi harcayan insanlar olduğunuzu göre göre bu hatırlatma ve uyarıyı (zikr) sizden tamamen geri mi çekelim?
44/13 [Ama] bu hatırlama (zikr) [Son Saat'te] onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü onlara daha önce hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti,
51/55 ama yine de [kulak veren herkese] hatırlatmaya (zikr) devam et: çünkü bu hatırlatmalar (zikr) müminlere fayda sağlar.
54/25 Neden içimizden bir tek o’na [ilahî] öğüt ve uyarı (zikr) indirildi? Hayır, o küstah bir yalancıdan başka bir şey değil!”
68/51 Bu nedenle, hakikati inkara şartlanmış olanlar bu uyarı ve öğüdü (zikr) her duyduklarında gözleriyle seni öldürecek gibi olsalar ve “[Muhammed mi?] o kesinlikle bir delidir!” deseler bile, [sabırlı ol.]
TERTİL 4
Mart 22, 2007
Yazının başlangıcı için tıklayın!>
82/1) Gök, çatlayıp-yarıldığı zaman,
82/2) Yıldızlar, dağılıp-yayıldığı zaman,
82/3) Denizler, fışkırtılıp-taşırıldığı zaman,
82/4) Ve kabirlerin içi ‘deşilip dışa atıldığı’ zaman;
82/5) (Artık her) Nefis önceden takdim ettiklerini ve ertelediklerini bilip-öğrenmiştir.
Ve o dehşetli gün geldiğinde, gözlerin çatlak ararken yorgun düştüğü gök çatlayıp-yarıldığı zaman, her şeyin altüst olduğu o an… Yeniden dirilişin kıyametin gerçekleşeceği o zaman… Kişi neleri hazır edip getirdiğini, neleri de ihmal ettiğini anlayacaktır… İlk inen ayetlerde vurgu hep hesaba çekileceği bilincinin insanoğluna yerleştirilmesi üzerine. Yapıp-etmelerinden sorumlu tutulacağı, başıboş bırakılmadığı inancı-bilinci…
91/1) Güneşe ve onun parıltısına andolsun,
91/2) Onu izlediği zaman aya,
91/3) Onu (güneş) parıldattığı zaman gündüze,
91/4) Onu sarıp-örttüğü zaman geceye,
91/5) Göğe ve onu bina edene,
91/6) Yere ve onu yayıp döşeyene,
91/7) Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene’,
91/8) Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun) .
91/9) Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.
91/10) Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.
Yine yemin ile başlayan ayetler. Yine dikkat kesilmesi isteniyor insanoğlunun. Her zaman gördüklerine, şahit olduklarına daha dikkatli, daha rikkatli bakması isteniyor. Sıradanlaşan her olayın arkasında yatan gerçeği, bu sıradan görünen ama mükemmel işleyişin arkasında ki muazzam gücü görmesi isteniyor. Kişiyi vareden, düzenleyen, O’na fücuru ‘taşkınlık yapma yetisini de’, takvayı ‘sakınma-kendini denetleme yetisini de’ veren gücün farkına varması isteniyor. Kurtulanlar….. temizlenenlerdir, temizleyenlerdir, arınanlardır, arındıranlardır kendilerini ve çevrelerini… Yıkıma uğrayanlar… kirlenenlerdir, kirletenlerdir, bozanlardır, bozguna uğratanlardır kendilerini ve çevrelerini…
108/1) Şüphesiz, biz sana Kevser’i verdik.
108/2) Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
108/3) Doğrusu, asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır.
Rabbimizin verdiği nimetleri sayamayız, hangi birini sayabiliriz ki… Böylesi sonsuz nimet tufanı karşısında istenen, sadece O’na yönelmek (namazın hayata uyarlanışıdır), ve O’nun için her şeyden vazgeçmedir İbrahim gibi… Gerekirse İsmail’den bile….
87/1) yüce ismini tesbih et,
87/2) Ki O, yarattı, ‘bir düzen içinde biçim verdi’,
87/3) Takdir etti, böylece yol gösterdi,
87/4) ‘Yemyeşil-otlağı’ çıkardı.
87/5) Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu.
Rabbimizin yüceltilmesi, hiçbir şeyi O’na denk görmemektir, O’na ait olan, O’na has olanı başkasına vermemektir. Sahip olduğu sıfatları başkasına vermemektir. Her şeyin sahibi O’dur. Yaratan da O, düzenleyen de O, Takdir eden de, yol gösteren de. Dirilişi gerçekleştiren de, öldüren de O. O’dur yücelerin yücesi. Egemenliğin tek sahibi.
Yazının devamı için tıklayın!>
TERTİL 3
Mart 12, 2007
Yazının başlangıcı için tıklayın!>
Ve ayet nüzul sırasına kaldığımız yerden devam etmeye gayret edeceğiz..
88/1) (Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi?
88/2) O gün, öyle yüzler vardır ki, ‘zillet içinde aşağılanmıştır.’
88/3) Çalışmış, boşuna yorulmuştur.
88/4) Kızgın bir ateşe yollanırlar.
88/5) Kaynar bir kaynaktan içirilirler.
88/6) Onlar için (zehirli olan) dari’ dikeninden başka bir yiyecek yoktur.
88/7) Ne doyurup-semirtir, ne açlıktan korur.
88/8) O gün, öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde) dirler.
88/9) Harcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur.
88/10) Yüksek bir cennettedir.
88/11) Orda anlamsız bir söz işitmez.
88/12) Orda ‘durmaksızın akan’ bir kaynak vardır.
88/13) Orda ‘yükseklerde kurulmuş, tahtlar da vardır;
88/14) Konulmuş (içecek dolu) kaplar,
88/15) Dizi dizi yastıklar,
88/16) Ve serilmiş yaygılar.
İlk inen ayetlerde vurgulanan, insanın yapıp-etmelerinden sorumlu tutulduğu, başıboş bırakılmadığı, hayatı neye göre yaşadığının hesabını vereceği bir öte dünya AHİRET inancı… Yeniden diriliş KIYAMET…
Sonuca göre hayatı tanzim etmeye çağrıdır bu ayetler…
Sonucun bildirilmesi, başa geleceklerin hatırlatılması, hesaba çekileceği bilinciyle hayatı tanzim etmeye bir çağrı…
86/11) Dönüşlü olan göğe andolsun.
86/12) Yarılan yere de.
86/13) Şüphesiz o (Kur’an) , ayırdeden bir sözdür.
86/14) O, bir şaka değildir.
86/15) Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar;
86/16) Ben de bir düzen kurup hazırlıyorum.
86/17) Sen kâfirlere bir mühlet ver, az bir süre tanı.
Gelen vahiy gökyüzü kadar, yer kadar gerçektir. Ve doğru ile yanlışı ayırt eden, bunun bilinci ve bilgisini veren bu söze Kur’an’a itibar etmeyip, O’nun duyurulmasına engel olmak için planlar kuran kafirlere az bir süre tanınması isteniyor…
TERTİL 2
Şubat 25, 2007
Yazının başlangıcı için tıklayın!>
Hayırlısıyla tertil süreciyle ayetleri vermeye devam ediyoruz…
51/1) Tozu dumana katıp savuran (rüzgar) lara,
51/2) Derken, ağır yük taşıyan (bulut) lara.
51/3) Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,
51/4) Sonra iş(ler) i taksim edenlere andolsun.
51/5) Size va’dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
51/6) Şüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir.
Üzerine yemin edilenler, Muhammed Esed’in deyimiyle üzerinde düşünülmeye davet edilenler, insanın hep göre geldiği, kendilerince sıradanlaşan şeylere daha dikkatle bakmayı, yalnız bakışta derinliği yakalayanların ayetleri görebileceği vurgulanıyor…Ve bu ayetlerden sadece birisi kıyamet ve hesap günü… Görebilene, bakmasını bilene…
102/1) (Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi ‘tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi.’
102/2) ‘Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü.’
Mutlak sonu göremeyenlerin, saplandığı en önemli tutkulardan birisidir, çoğaltma tutkusu… Mal ve oğullar… Ekonomik ve sayısal gücü elinde bulundurarak sonsuzluğu yakalama vehmi, tutkusu…
52/1) Tur’a andolsun.
52/2) Satır (satır) dizili kitaba,
52/3) Yayılmış ince deri üzerine;
52/4) Ma’mur eve,
52/5) Yükseltilmiş tavana,
52/6) Kabarıp, tutuşan denize,
52/7) Şüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir.
52/8) Onu uzaklaştırıp-engel olacak yoktur.
Yine yemin, yine derin bakmaya, derin düşünmeye davet… Baksa açılacak perde… Görecek ayetleri, gerçekleri… Ve mutlak sonu, hesabı ve tadacağı azabı…
112/1) De ki: O Allah, birdir.
112/2) Allah, Samed’dir (her şey O’na muhtaçtır, daimdir, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır) .
112/3) O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.
112/4) Ve hiç bir şey O’nun dengi değildir.
Ve en gerçek… Bir olan gerçek… Muhtaç olmayıp, muhtaç olunan… Ne üretilen, ne türetilen ve ne de tüketilen olmayan… Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir. Ama hiçbir şey… O’nun dışında yüceltilmeye çalışılan ne varsa O’na kulluk etmekten başka şeyle emrolunmadılar… “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah’a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir. (9/31)”
TERTİL
Şubat 17, 2007
Nüzul Süreci
Kur’an’ın tertili önemlidir.
25/32İnkâr edenler dediler ki: “Kur’an ona tek bir defada, toplu olarak indirilmeli değil miydi?” Biz onunla kalbini sağlamlaştırıp-pekiştirmek için böylece (ayet ayet indirdik) ve onu ‘belli bir okuma düzeniyle (tertil üzere) düzene koyup’ okuduk. (32)
Tertil üzre okunması da.
73/1 Ey örtüsüne bürünen, (1)Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk: (2) (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt. (3) Veya üzerine ilave et. Ve Kur’an’ı belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku. (4)
Tertil Kuran’ın hayata giydirilme sürecidir. Ağır ağır, tane tane, ayet ayet… Bu süreci en iyi anlayan ve yaşayan Resulullah (S.A.V) ve Ashab-ı Kiramıdır. Bu süreçte “ne zaman daha sonra ki Müslümanlara sahip olduğu değerler miras kaldı, bir nevi mirasyedi haline geldiler,” ciddi bir kopukluk oluştu. Bu kopukluk elde Kuran hep var olagelmesine rağmen hayata giydirilen bir kitap olmaktan çıkıncaya kadar devam etti. Son yıllarda oluşan ve her geçen gün artan, sahip oldukları değerleri en doğru kaynağından öğrenme merakı, Müslümanları Kuran’ı daha doğru, daha pratik anlamaya yöneltti. Ve ilk ve tek örnek olan Asrı Saadet neslinin oluşumunda rol oynayan Kuran ayetleri, bu oluşumu hangi süreç içinde gerçekleştirmişti? Bu soruların cevabı hem müslüman alimler tarafından, hem de islamı incelemeye tabi tutan başka din mensupları tarafından araştırıla gelmiştir. Günümüze ulaşan fakat sadece surelerin ilk bölümlerinin inişini dikkate alarak oluşturulmuş nüzul sıraları, Kuranı okuyan ve anlamaya çalışan Müslümanlar tarafından dikkate alınmıştır. Fakat elimize bu nüzul sure sıralarının dışında ulaşmış, ayetlerin nüzul sırası yoktur. Bu alanda yapılmış tek kapsamlı çalışma İranlı araştırmacı mühendis Mehdi Bazergan’dır. Farklı bir teknikle ortaya koyduğu bu sıralamayı Ali Bulaç’ın mealini baz alarak okuyucuya mümkün olduğunca sunmaya çalışacağız. Kuran’ın hakim olduğu bir dünya temennisiyle…
96/1-5) Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir alak’tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir; Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediğini öğretti.
74/1-7) Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle uyar. Rabbini tekbir et (yücelt) Elbiseni temizle. Pislikten kaçınıp-uzaklaş. Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma. Rabbin için sabret.
103/1-2) Asra andolsun; Gerçekten insan, ziyandadır.
ZİKR
Ocak 27, 2007
KUR’AN’DA ZİKR KAVRAMININ GEÇTİĞİ AYETLER
ذَلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الآيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكِيمِ
3/58 BU BİLDİRDİKLERİMİZ sana ilettiğimiz mesajlardan (zikr) ve hikmet yüklü haberlerdendir.
وَقَالُواْ يَا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ
15/6 (Hal böyleyken, hakkı inkar edenler, yine de): “Ey kendisine [sözde] uyarıcı/hatırlatıcı bir mesaj (zikr) indirilen kişi; sen düpedüz bir mecnunsun!” diyorlar,
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
15/9 Kimsenin kuşkusu olmasın ki, bu uyarıcı/hatırlatıcı mesajı (zikr), ayet ayet Biz indirdik: ve yine kimsenin kuşkusu olmasın ki, [bütün tahriflerden] onu yine Biz koruyacağız.
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
16/43 [EY MUHAMMED,] Biz senden önceki çağlarda da, kendilerine vahyettiğimiz [ölümlü] adamlardan başka kimseyi [elçi olarak] göndermedik; bu konuda yeterli bilgiye sahip değilseniz, vahyedilmiş önceki kitaplara bağlı kimselere (zikr ehli) sorun,
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
16/44 [Onlar size, kendilerini] apaçık delillerle ve hikmet dolu ilahî kitaplarla [desteklediğimiz peygamberlerin ölümlü adamlardan başka kimseler olmadığını söyleyeceklerdir]. Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı (zikr) indirdik ki, insanlara, başından beri indirilegelen mesajın aslını olanca açıklığıyla ulaştırasın ve onlar da böylece belki düşünürler.
وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
21/7 Biz senden önce de [ey Muhammed,] kendilerine vahiy indirilen [ölümlü] adamlardan başkasını [elçi olarak] göndermedik; bunun içindir ki, [o inkarcılara de ki:] “Eğer kendiniz bilmiyorsanız, önceki kitapları okuyup izleyen kimselere (zikr ehli) sorun”.
لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولًا
25/29 Gerçekte, bana uyarıcı, hatırlatıcı mesaj geldikten sonra, beni [Allah'ı] hatırlamaktan (zikr) o uzaklaştırdı!” Zaten, Şeytan [işte böyle] yalnız ve çaresiz bırakır insanı.
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ
36/11 Sen ancak (ilahî) uyarıyı (zikr) can kulağıyla dinleyen ve insan kavrayışının ötesinde bulunmasına rağmen Rahmân’dan korkan kişiyi uyarabilirsin: işte böylelerine [Allah'ın] mağfiretini ve en güzel ödülü müjdele!
ص وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ
38/1 Sâd. DÜŞÜN öğüt ve uyarılarla dolu (zikr) olan bu Kur’an’ı!
وَانطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلَى آلِهَتِكُمْ إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ يُرَادُ مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي الْمِلَّةِ الْآخِرَةِ إِنْ هَذَا إِلَّا اخْتِلَاقٌ أَأُنزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِن بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِّن ذِكْرِي بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِ
38/6 Liderleri öne atılır: “Pes etmeyin ve ilahlarınıza sımsıkı sarılmaya devam edin: yapılacak tek şey budur!”
38/7 Biz, yeni itikatların hiç birinde böyle [bir iddia] duymadık! Bu, [fâni bir insanın] uydurmasından başka bir şey değildir!
38/8 Ne yani! [İlahî] uyarı (zikr), içimizden bir tek o’na mı indirildi?” Evet, onlar yalnız Benim uyarıma karşı şüphe içindeler. Evet, onlar henüz Benim azabımı tatmadılar.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَاءهُمْ وَإِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزِيزٌ
41/41 Gerçek şu ki, kendilerine gelen bu uyarıyı (zikr) inkar edenler [var ya, işte onlar hüsrana uğrayanlardır]; çünkü o yüce bir ilahî kelâmdır:
أَفَنَضْرِبُ عَنكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا أَن كُنتُمْ قَوْمًا مُّسْرِفِينَ
43/5 [SİZ EY hakikati inkar edenler!] Kendi kişiliğinizi harcayan insanlar olduğunuzu göre göre bu hatırlatma ve uyarıyı (zikr) sizden tamamen geri mi çekelim?
أَنَّى لَهُمُ الذِّكْرَى وَقَدْ جَاءهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ
44/13 [Ama] bu hatırlama (zikr) [Son Saat'te] onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü onlara daha önce hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti,
وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ
51/55 ama yine de [kulak veren herkese] hatırlatmaya (zikr) devam et: çünkü bu hatırlatmalar (zikr) müminlere fayda sağlar.
أَأُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِن بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ
54/25 Neden içimizden bir tek o’na [ilahî] öğüt ve uyarı (zikr) indirildi? Hayır, o küstah bir yalancıdan başka bir şey değil!”
وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ
68/51 Bu nedenle, hakikati inkara şartlanmış olanlar bu uyarı ve öğüdü (zikr) her duyduklarında gözleriyle seni öldürecek gibi olsalar ve “[Muhammed mi?] o kesinlikle bir delidir!” deseler bile, [sabırlı ol.]
Bir alıntı
Ocak 18, 2007
TEVHİD VE PANTEON
Tevhit, tüm varlık ve oluşta tek ve aynı kudretin egemen olmasıdır.
Realite tektir. Var eden, yapıp – eden, hükmeden kuvvet tektir. Atomdan
galaksilere kadar her birim ve boyutta ayni realite geçerlidir. İncirin çekirdeğinde
hangi gerçek ve kanunlar hükmediyorsa incirin ağacında da o gerçek ve kanunlar
hükmeder.
Kur’an’a göre, tevhidin omurga noktası ve en önemli belirişi, dinde
kurucu ve koyucunun yani söz sahibinin tekliğidir. Dinde kurucu ve koyucu yalnız
ve yalnız Allah’tır. Tek’in, Bir’in hüküm ve sözünü açıklayan, nakleden, taşıyan
kuvvetler birden fazla olabilir; ama hükmün sahibi ve kaynağı tektir. Sahip ve kaynağı
değil çoğaltmak, ikilemek bile tevhidi bozar.
Hüküm ve söz sahibini Tek ve Bir olmaktan çıkarmak şirk adını alıyor. Türkçe’deki şirketle
ayni kökten ve aynı anlamda bir kelime. Söz hakkını birden fazla kuvvetin, kişinin
kullanması demek. Dinde şirk veya şirket, hüküm ve buyruk hakkını kullanmada,
şu veya bu gerekçeyle Allah’ın yanına birini veya birilerini, bir şeyi veya bir
şeyleri ilave etmek anlamını taşıyor.
Şirk, Allah’ın yanına bir kişi veya bir şeyi koymak şeklinde adî bir ortaklık görünümünde olabileceği
gibi, onlarca hatta yüzlerce elemanın söz sahibi olduğu bir anonim ortaklık
görünümünde de olabilir. Hint şirkinde ilahların sayısı binlerle ifade
ediliyor. Şirk ve şirkette Allah’ın yanına ortak olarak konan kişi veya
kuvvetin seçkin, kutsal olması şirkin doğuşunu ne engeller ne de geciktirir.
Allah’ın olması gereken hükümden Allah dışında birine pay çıkarılmışsa kullanılan
ortağın Firavun olması ile Musa olması arasında fark yoktur. Kur’an’ın ısrarla altını
çizdiği tevhit sırlarından biri de budur.
Hüküm ve buyrukta ‘tek ve mutlak söz sahibi’ yerine ’söz sahipleri’nden bahsedildiği
anda tevhidin yerini panteon alır.
Panteon, Eski Yunanda ilahlar arenası veya parlamentosu anlamındaydı. Panteon, her biri
bir konuda söz sahibi olan ilahların, baş ilah Zeus liderliğinde
karar aldıkları bir platformdur. Bu platforma Eski Yunan paganizmi, zaman
içinde bazı ‘büyük ve seçkin kişilerin ruhları’nı da söz ve oy sahibi olarak katmıştır.
Panteon, giderek bir anonim şirkete dönüşmüştür.
İslam öncesi Arap Yarımadası’nda da tipik bir panteon vardır. Dini, tıpkı Eski
Yunandaki gibi, ilahlar panteonu kotarmaktaydı. Kurban’da; kaos, kahir zulüm kaynağı
olarak eleştirilen şirk, işte bu panteon tarafından yönetilen ‘ilahlar
dini’dir.
Şirk veya panteon bahsinde şu iki noktanın altını da çiziyor Kur’an: Şirk, bir
dinsizlik değildir, ateizm hiç değildir. Tam aksine, şirk, insanlık tarihinin
en yaman ve inatçı dinidir. Tevhitle tek farkı, şirkte söz ve hüküm sahibinin
birden çok olmasıdır.
Altı çizilen noktaların ikincisi şu ürpertici tespittir: Şirk dininde, panteonun basında
Allah vardır. Birçoğumuzun gözden kaçırdığı bu nokta, şirki tanıma ve tevhitle farkını
kavrama bakımından en hayatî noktadır. Yani Arap cahiliyle panteonunda, bazılarının
sandığı gibi, Allah’ın inkárı yoktur. Kur’an’ın açık ve tartışma üstü
ifadesiyle: ‘Eğer o şirke batmışlara, gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı
kim hükmüne boyun eğdirdi? diye sorsan, yemin olsun ki, Allah diyeceklerdir.’
(bk. Ankebût, 61; Lokman, 25)
Bir şeyi daha ekliyor Kur’an: Panteon mantığı, Allah’ın yanına ortaklar koyarken Allah’a
güçsüzlük, yetersizlik isnat etmez. İkincil, üçüncül… ilahlara yer vermesini
şu gerekçeyle açıklar: ‘Bizim bunlara ibadet ve kulluk etmemiz, bunlar bizi
Allah’a yaklaştırsınlar diyedir.’ (Zümer, 3)
Kısaca, panteon dininde iş ve oluşlar, özellikle sonsuz kurtuluş asla ve asla tek imza
ile olmamaktadır; panteonun diğer elemanlarından birinin veya birkaçının daha imzası
gerekir. Tevhit veya Kur’an dininde ise hüküm ve tasarrufların tümü, o arada
cennet belgesi, bir tek imza taşır. Bu, Allah’ın imzasıdır.
Allah’tan başka ‘yetkililerdin de imzasına ihtiyaç duyulan din, adi ve sloganları ne
olursa olsun, Kur’an’ın dini yani tevhit olamaz. Çünkü tevhit hiçbir alanda
ikilik kabul etmez.
Yaşar Nuri Öztürk
Quranic Girl
Ocak 18, 2007
Bir küçük Kuran hafızı İranlı Fatıma!…
